Tedavi - Tedavisi Olmayan Hastalık Yoktur!

Hastalık Tedavileri Hakkında Bilgiler ve Videolar - Test Yayını!

Siroz Tedavisi

 

Karaciğer vücudun kimya fabrikası gibi çalışan bir organdır. Kan şekerinin düzenlenmesinden, yağ, şeker ve proteinlerin birbirine dönüşmesine kadar bir çok görevi vardır. Hücreleri düzenli bir şekilde dizilmiştir. Başta alkol kullanımı olmak üzere hepatit türü hastalıklar sonucunda karaciğerin yapısı düzensizleşir ve hücreler hasara uğrar. Hücrelerin yok olmasıyla karaciğer küçülür ve görevini yerine getiremeyecek hale gelir.

Şüphesiz vücudun kimya fabrikası dediğimiz organın bozulması hayati tehlikeye yol açan bir sorundur. Bu sebeplerden dolayı iyileşmesi imkansız olan siroz hastalığı ortaya çıkar. Sirozlu bir karaciğer küçülmüştür ve pürtüklü bir yapıya sahiptir. Yok olan karaciğer hücrelerinin yerine yeni hücre üretimi gerçekleşir fakat bu dağınık ve aşırı miktardadır. Bu yüzden bağ dokusu bütün karaciğere dağınık bir şekilde yerleşmiştir.

SİROZ HASTALIĞININ SEBEPLERİ

Siroz, batı ülkelerinde ölüm nedenleri arasında ilk 10′da yer alır. Nedeni büyük ölçüde alkol kullanımıdır. Alkol nedeniyle oluşan sirozun tedavisi yoktur. Mutlaka alkolü bırakmak gerekir. Günde 60 gr. dan fazla uzun süre alkol alan bir erkek karaciğer sirozuna yakalanır. Kadında ise bu miktarın 20 gr olması yeterlidir. Bir diğer nedeni hepatit virüslerinin yol açtığı hepatit B, C ve D hastalıklarıdır. Bu mikroorganizmalar karaciğerde iltihaplanmaya yol açar. Özellikle hepatit B kronikleşen bir hastalıktır ve karaciğerde bu iltihaplanma kalıcıdır. Özellikle geri kalmış ülkelerde bu yüzden siroza yakalanma bir hayli fazladır. Karaciğerde demirin aşırı birikmesi, safra kesesi hastalıkları, kronikleşmiş kalp yetmezliği sirozun diğer nedenlerindendir.

 

Vücudumuzun savunma sistemi karaciğerdeki bozukluk olduğunda kendi hücresini yabancı bir hücre olarak algılar ve bu hücreyi yok eder. Uzun süre ağrı kesici gibi ilaçların kontrolsüz kullanımı, kimyasal ilaçlara temas etme siroz oluşumunda etkendir.

SİROZ HASTALIĞININ BELİRTİLERİ

Hastalığı başlangıç ve ileri evre olmak üzere ikiye ayırırsak;Hastalık ilk ortaya çıktığında yorgunluk, çabuk yorulma, iştahsızlık, sarılık, kaşıntı, bulantı, aşırı gaz birikimi, özellikle bacaklarda ve karında şişlik, kabızlık, erkeklerin gögsünün büyümesi görülür. Bunlar sadece sirozda ortaya çıkan beliritler değildir. Başka hastalıklarda da bu belirtiler görülebilir.

Hastalığın daha ileri evresinde beliritler şiddetli ve tanı koydurucudur. Gözle görülür bir kilo kaybı vardır. Hasta yemek yemek istemez. Bacaklar zayıflar. Dokularda su tutulamaz. Yemek borusundaki damarlar patlayarak iç kanama olabilir. Karaciğer zehirli maddeleri süzer fakat siroz sonucu bu görevi yapamaz ve bu zehirli maddeler hücreleri tahrip eder. Beyin hücrelerinin hasarı sonucu kişi aptallaşır, motive olmada güçlük çeker. Cinsel istek azalmıştır hatta ilerledikçe iktidarsızlık gelişir. Aç karnına kusmaya başlar, geceleri idrar yapması fazlalaşır. Hastanın görünümü değişmiştir. Yanakları kızarmıştır. Hormonal dengesizlik sonucu vücut kılları dökülür , damarlar genişler ve boyunda, sırtta görülür bir hal alır.

SİROZ NASIL TEŞHİS EDİLİR?

Yapılan ilk muayenede doktor hastanın geçmişiyle ilgili bilgi alır. Alkol kullanıp kullanmadığı, hepatit hastalığı geçirmiş mi diye öğrenir. Bu hastalığın bulaşmış olabileceği ihtimalini gözönüne alır ve ailede eşinin ya da birlikte olduğu kişide hepatit olup olmadığını öğrenmek ister.

Daha sonra elle yapılan muayeneyle karaciğerin nasıl olduğuna bakılır. Siroz hastalarının karaciğeri serttir. Kenarları ise çok belirgindir. Sirozluların çoğunun dalağı büyüktür. Doktor hastanın görünümünü de inceler. Hasta sararmış, yanaklar ve eller kırmızılaşmıştır. Bacakalar zayıf ve karın da su topladığından elle muayene ile karında su birikip birikmediğini anlayabilir.

Kesin tanı koymak için ise kan tahlilleri ve gerekirse karaciğerden parça alımı yapılır. Kanda albumin düzeyi düşük, bilirubin seviyesi yüksek ise karaciğerde sorun olduğu anlaşılır. Karaciğer hücrelerinin kanda ne durumda olduğu incelenir. Bunun dışında ultrason görüntüleme ile karaciğer görüntülenir. Karaciğerin yüzeyi ve yapısının bozukluğu hakkında bilgi alınır. Siroz teşhisi konmasında güvenilir ve etkin bir yöntemdir.

SİROZ TEDAVİSİ

Alkole bağlı sirozun tedavisi yoktur. Yine de hastalığın erken tanısı sonucu alınan bazı önlemlerle hastalığın şiddeti azaltılabilir ve bazı belirtiler hafifletilerek hastayı rahatlatmak amaçlanır. Hepatit sonucu siroz olanlarda ise interferon tedavisiyle virüslerin çoğalması engellenir.

Bunlar dışında şunların mutlaka yapılması gerekir ki hastalık kısmen de olsa kontrol altına alınabilsin:

İlk başta kesinlikle alkolü bırakmak gerekir,

Vücuttaki eksikliklerin giderilmesi için vitamin alımı gerekebilir,

Sirozlu hastaların tansiyonu yüksek olur. Bunu kontrol etmek için tansiyon ilaçları önerilir,

İdrar söktürücü ilaçlarla karında biriken su miktarı azaltılmaya çalışılır,

Doktorun önermediği takdirde ilaç alınmamalı,

Aşırı yağlı yemekler yenmemeli.

Bunların dışında en son yapılacak tedavi organ naklidir. Hastalığın iyileşmesi mümkün olabilir fakat bu nakil sonucu karaciğerin vücuda uyumu gerekir. Kullanılan bazı ilaçlar da bu yönde etkili olmaktadır.

SİROZA KARŞI ALINACAK ÖNLEMLER

1. Alkolü bırakmak,

2. Hepatit hastalığına yakalanmamak için aşı yaptırmak,

3. Bazı karaciğer hastalıkları siroza yol açar. Bu yüzden mutlaka tedavisi yapılmalıdır,

4. Beslenmeye dikkat edilmeli, yağlı ve hayvansal kaynaklı besinlerden uzak durmak gerekir,

5. Erken teşhis önemli olduğundan kontrol amaçlı muayene yaptırılabilir.

 

Popularity: 19% [?]

Tagged with: , , , , , , , ,

Yüksek Kolesterole Karşı Egzersiz

Fizik aktivite, iskelet kaslarının kasılması sonucunda üretilen, bazal düzeyin üzerinde enerji harcamayı gerektiren bedensel hareketlerdir. Egzersiz, fizik aktivitenin alt sınıfı olarak kabul edilir. Planlı yapılandırılmış, istemli, fiziksel uygunluğun bir ya da bir kaç unsurunu geliştirmeyi amaçlayan sürekli aktivitelerdir.

 

Egzersizin amacı oksijen dağılımını ve metabolik süreçleri yoluna koymak, kuvveti, dayanıklılığı geliştirmek, vücut yağını azaltmak, kas-eklem hareketlerini iyileştirmektir. Bütün bu yararlar iyi bir sağlık için gereklidir ve herkes günlük yaşamına rutin bir egzersiz programı katmalıdır. egzersiz için genç-yaşlı ayırımı yoktur, bununla birlikte yorucu egzersizin riskleri vardır. Haftada 3 kez, 20 dakika ve yukarısı bir egzersiz yeterlidir. Haftada 5 kere ya da daha fazla seanslar için 15-25 dakikalık süreler üst düzey yarar sağlar.

 

Yorucu bir egzersizden   en az 3 saat önce yemek yenmelidir, sıvı egzersiz öncesi (1 bardak), egzersiz esnasında ve sonrasında alınabilir.

 

Isınma ve soğuma, egzersizin önemli bölümleridir. “Isınma”, vücudun dinlenmeden aktiviteye geçişine, “soğuma” ise aktiviteden dinlenmeye sağlıklı bir biçimde dönüşüne (ısınmaya başlamadan önceki duruma) yardımcı olur. Yaşlı bireylerin, kaslarını hazırlanmaları için daha uzun bir ısınma dönemine ihtiyaçları vardır. Isınma çalışmaları için, düşük düzey aerobik egzersizler (esneklik, canlı yürüyüş, joging) uygulamak uygun bir yaklaşımdır. Soğuma bölümünde nabız sayısını istirahat değerine yaklaşık bir düzeye, 10-15 vurum/dakika yukarısı, ininceye kadar düşük tempoda aktiviteler (yürüyüş, esneklik) yapmak gerekir. Yoğun bir egzersizden sonra aniden duraklama, kan basıncını azaltır, dolayısıyla beyne giden kan akımını azalır, baş dönmesi ve bayılma ortaya çıkabilir, ayrıca kas kramplarına yol açabilir. Bu durum yaşlı bireyler için tehlikelidir.

 

Stretching, soğuma bölümü için uygundur, fakat ısınma bölümü için uygun değildir. Çünkü ısınmamış kasa uygulanan germe hareketi kası zedeleyebilir. Özel egzersizlerde, özel kaslar için stretching gerekebilir. Örneğin, bisikletçi; uyluk arka gurup, bacak, kasık ve uyluk ön gurup kaslarına, yüzücü; kasık, omuz ve sırt kaslarına stretching yapabilir.

 

Aerobik Egzersiz

 

Aerobik egzersizi, geniş kas guruplarını kullanarak, düşük şiddetli uzun süreli aktivite olarak düşünebiliriz (maksimal kalp atım sayısının %60-80 arası). Örneğin; yürüyüş, bisiklet, joging, aerobik dans, yüzme gibi aktiviteleri içerir. Anaerobik aktivite kısa süreli yüksek şiddetli çalışmalardır; tenis, ağırlık kaldırma, kısa süreli hızlı koşular, futbol, basketbol, hentbol gibi aktivitelerde anaerobik süreçler hakimdir.

 

Aerobik egzersiz dayanıklılığı inşa eder ve kalbin pompalama yeteneğini dengede tutar, uzayan dönemlerde çalışma oranını yükseltir. Düzenli uygulamalar kardiyak fonksiyonları güçlendirir, HDL (iyi kolesterol) düzeyini artırır, omurgayı kuvvetlendirir ve kan şeker düzeyini azaltır. Bazı kanser türlerine de olumlu etkileri vardır. Ayrıca vücut yağ oranını azaltarak dış görünümü düzenler, kendini iyi hissetme duygusunu oluşturur. Stres ile mücadelede en iyi  çaredir.

 

Şayet bu tür çalışmalara yeni başlıyor iseniz, yürüyüş-hızlı yürüyüş ile başlamak önerilir, bu tür aktivite haftada 3-5 saat en ideal uygulamadır. Bir hafta sonra çok düşük tempoda koşuları programınıza alabilirsiniz. Koşuların tempo ayarlamasının önemli olduğunu belirtmiştik.

 

Formda olmayan kişiler ya da oldukça yaşlılar, 5-10 dakikalık düşük şiddetli aerobik aktiviteler ile başlamalıdırlar (yürüyüş, bahçe çalışmaları) diğer günler haftada 3-5 kere, günde 30 dakika golf oynayabilirler.

 

Hızlı yürüyüş aerobik egzersiz için en kolay ve en mükemmel yoldur. Hızlı adımlarla yürüyüş, aynı mesafede, en az joging ve koşu kadar kalori harcar.

 

Diğer yöntemlerin yanında, koşu hızını ayarlamak için; solunum sıklığından yararlanılır, şöyle ki; koşu, rahatça soluk alıp verebileceğimiz bir tempoda gerçekleşmelidir. En kolay tempo ayarlama adım sayısı ile yapılır, 4-5 adımda yavaş yavaş soluk alınır, göğüs kafesi şişirilir, yine 4-5 adımda yavaş yavaş karın kasları kasılarak soluk verilir. Bu davranış solunum kaslarının güçlenmesine ve daha etkili solunuma olanak sağlar. Bu davranış biçimi ayni zamanda “solunum eğitimi” çalışmasıdır. Akciğerlerdeki havayı çok az yenileyebildiği için, kısa süreli sık solunum yapmak önerilmez.

 

Çalışmalar bu şekilde mi devam edecek? İnsan organizması mükemmel bir yapıya ve eşi benzeri olmayan sistemlere sahiptir. Bilinçli ve düzenli yüklenmeler ile onun kapasitelerini artırabilirsiniz, aşırı yüklenmeler ile tüm sistemleri felce uğratabilirsiniz. Satın aldığınız bir araba saatte 200 km sürat yapıyorsa, 5 sene sonra saatte 201 km hız yapmaz, belki de daha düşük bir hız yapacaktır. Oysa ki, spor branşlarında dünya rekorları devamlı yenilenmektedir. Bu bilimsel ve düzenli çalışmalar ile sağlanmaktadır. Kısaca, sağlıklı gelişim için uygulanacak yüklenmeler azar azar giderek artan yoğunlukta olmalı, organizma yükleri “sindirmeli” dir.

 

İlerleyen çalışmalarda, hızınızı, azar azar, eforunuzun sınırlarına kadar, derin ve hızlı nefes alacak duruma gelinceye kadar ya da bu durumu sürdüremeyeceğinizi düşünene kadar artırın. Bu noktaya kadar her şey aerobiktir ki onun anlamı; enerji eldesi oksijenin varlığında gerçekleşiyor demektir. Eğer egzersiz yoğunluğunu arttırmayı sürdürürseniz, anaerobik enerji üretimine baş vurursunuz, bu anda solunum sıklığı artar ve kanda laktik asit birikimi başlar. Bu durumda egzersizi kesmek zorunda kalabilirsiniz. Laktik asit hem bir enerji taşıyıcı ve hem de şiddetli eforun ürettiği, artan çalışma yoğunluğunu gösteren bir işarettir.

 

Aşırı eforun ürettiği laktik asit ve yüksek düzeydeki karbondioksitle beraber yüksek solunum, genel rahatsızlık ve stres duygusu oluşur. Aerobik egzersiz, çok sözü geçen anaerobik eşiğin altındaki egzersiz olarak tanımlanabilir.

 

Glikoz molekülünün aerobik metabolizması anaerobikten çok daha verimlidir; aerobik metabolizma, 1 mol glikozdan 38 yüksek enerji bileşimli adenozin trifosfat (ATP) adlı molekülü üretirken, anaerobik metabolizma sadece 2 molekül üretilir ve aerobik metabolizma daha az laktik asit üretir. Yani aerobik egzersiz daha hoş ve dinlendiricidir, sıkmaz ve aşırı yormaz. Birikmiş yağların aerobik kullanımı ilerleyen efor periyotlarında gerekli enerji için uygun bir rezerv oluştur. Aerobik egzersiz, uygun bir şekilde birkaç dakikadan saatlerce uzatılabilir. Orta düzeyde aerobik egzersiz esnasında, bir söyleşi de yapılabilir.

 


Popularity: 16% [?]

Tagged with: , , , ,

Kolesterol

 

Kolesterol, beyin, sinirler, kalp, bağırsaklar, kaslar, karaciğer başta olmak

 üzere tüm vücutta yaygın olarak bulunan ve yaşam için gerekli olan bir çeşit yağdır. Kolesterol vücutta hormon kortizon, seks hormonu, D vitamini ve yağları sindiren safra asitlerinin sentezlenmesinde kullanılır…

İyi Kolesterol ve Kötü Kolesterol

Kolesterol kan dolaşımında serbest olarak dolaşmaz. 

Bunlar proteinlere bağlı olarak kan içinde taşınırlar. Kolesterol, kanda çözünmesi ve taşınması için karaciğerde bir protein ile birleştirilir. Bu kolesterol ile protein birleşimine lipoprotein adı verilir. Bu lipoproteinlerin çeşitleri vardır.

 

 

Düşük yoğunluklu lipoproteinler Low-Density Lipoproteins = LDL:

 Kan kolesterolünün yaklaşık olarak 70ini taşımaktadırlar. Kan damarları duvarlarına girebilmek için yeterince

 küçüktürler ve damarlara zarar verirler. Kötü kolesterol olarak da adlandırılırlar.

Yüksek yoğunluklu lipoproteinler High-Density Lipoproteins = HDL:

 

 Vücudun kullanamadığı yağı

 karaciğerden safraya boşaltmak üzere taşır. Kolesterolün bir cins ters naklini yaptığı

 için iyi kolesterol olarak adlandırılır.

Eğer kanda fazla miktarda kolesterol varsa, kolesterol akyuvarlar, kan pıhtısı, kalsiyum… gibi maddelerle beraber kan damarlarının duvarlarında birikir ve kan damarlarının sertleşmesine, daralmasına ateroskleroz yol açar. Halk arasında bu olay, damar sertliği ya da damar kireçlenmesi olarak bilinmektedir.

Kanda kolesterol ve LDL-kolesterolün yüksek olması hastalar için yüksek risk oluşturmaktadır. Ayrıca HDL-kolesterolün düşük olması da bir risktir. Bu riske sahip hastalarda, kalp krizi, felç, 

damar tıkanıklığı, böbrek yetersizliği gibi hastalıkların ortaya çıkma olasılığı artmaktadır. Türk Kardiyoloji Derneği in araştırmalarına göre ülkemizde 9 milyon kişinin kolesterol düzeyi sınır değerlerin üzerinde bulunuyor. Kalıtımsal olarak ülkemizde iyi kolesterol düzeyinin de düşük olması kalp hastalıkları açısından önemli bir risk yaratıyor. Türk Kalp Çalışmasından elde edilen veriler, Türk toplumundaki erkeklerin 70inden fazlasında 

ve kadınların yaklaşık 50sinde HDL-kolesterolün 40 mg/dl in altında olduğunu göstermektedir.

20 yaşın üzerindeki kişilerde, kan kolesterol düzeylerinin 200 mg/dl in altında olması, 

 

kan LDL-kolesterol düzeylerinin 130 mg/dl in altında olması ve kan HDL-kolesterol düzeylerinin de 40 mg/dl in üzerinde olması istenilen değerlerdir. Kolesterol > 200 mg/dl ya da LDL-kolesterol > 130 mg/dl ya da HDL-kolesterol < 40 mg/dl ise kalp damar hastalıkları RİSKİ FAZLADIR. İyi kolesterol olan HDL-kolesterolün

 düzeylerindeki artış bu riski azaltmaktadır.

 

Kanda kolesterolün yüksek olması, yağ metabolizması bozukluğunun olduğunu gösterir. 

Yağ metabolizması bozukluğundan şüphe edilen bir hastada yapılması gereken işlem, kan alınarak öncelikle total kolesterol, LDL-kolesterol, HDL-kolesterol ve trigliserid düzeylerinin ölçülmesidir.

 

Kolesterol Neden Artar?

Kanda kolesterol düzeyini etkileyen çok sayıda faktör vardır. Bu faktörlerin bazıları değiştirilebilir

 niteliktedir.

Kolesterol düzeyini etkileyen faktörler:

Kalıtımsal faktörler

 

Yediğimiz gıdalar

Şişmanlık

Yaşam tarzıYaş
Diyabet
Yüksek tansiyon

Bazı böbrek ve tiroid hastalıkları

 

Sigara

 

Stres gibi faktörler kolesterolü ve kötü kolesterolü LDL-kolesterol yükseltir.

 

Genler: Kalıtım kolesterol seviyeleri üzerinde önemli bir etkendir. Araştırmacılar aile ile ilişkili hiperkolesterolemi ve diğer ailevi kolesterol bozukluklarından dolayı tüm dünyada her yıl 10 milyon orta yaşlı insanın öldüğüne inanmaktadırlar. Bu sebeple ailenin tıbbi öyküsünün bilinmesi önemlidir. Ailede erken yaşlarda geçirilmiş kalp krizi veya kalp krizine bağlı ölüm öyküsü varsa koroner arter hastalığı veya yüksek kolesterol riski ailevi olarak artmaktadır.

 

Yağlı yiyecekler: Eğer yağlı yiyecekleri çok fazla tüketiyorsanız kanınızdaki LDL seviyeleri yükselecektir. Kolesterol et, peynir gibi hayvansal gıdalarda ve hazır gıdalarda çokça bulunur. Bunları tükettiğinizde vücudunuz daha çok doymuş yağ ve kolesterol emer.

 

Aşırı kilo: Ciddi derecede şişman kişilerin kanlarında kolesterol ve trigliserid miktarları oldukça yüksektir. Amerikan Kalp Birliği aşırı şişmanlığı kalp-damar hastalıkları açısından büyük risk faktör olarak kabul etmektedir, çünkü aşırı şişman kişiler hareketsizdirler ve beslenme alışkanlıklarında yağlı yiyeceklerin payı çok yüksektir.

 

Hareketsiz yaşam tarzı: Diyet kadar önemli bir risk faktörüdür. İstatistikler fiziksel aktivite ile kolesterol düzeyleri arasında direkt ilişki olduğunu göstermektedir. Fiziksel aktivitesi az olan kişilerde HDL-kolesterol düşük, LDL-kolesterol ise yüksektir. Düzenli olarak egzersiz yapmak iyi kolesterolü artırmaktadır.

 

Yaşlanma: Yaşın artmasıyla beraber genellikle kolesterol düzeylerinde de artış görülür. Kolesterol düzeyleri 20 yaşından itibaren orta yaşlara kadar her 5 yılda bir ölçülmelidir. 45 yaş ve daha üstündeki erkekler, 55 yaş ve daha üstündeki bayanlar her yıl kolesterol seviyelerini ölçtürmelidirler. Erkeklerde 45 yaş ve üzerinde yüksek LDL-kolesterol düzeyleri görülme sıklığı artar. Kadınlarda ise menapozu izleyen dönemlerde kolesterol seviyesinde belirgin artış görülür. Ancak hormon tedavisi yapılan kadınlarda kolesterol düzeyleri azalmaktadır.

 

Uzun Süreli Hastalıklar: Kronik hastalıklar yüksek kolesterole neden olabilirler. Çalışmalar diyabet, böbrek hastalıkları, karaciğer hastalıkları ve hipotiroidi in kandaki lipoprotein dengesini değiştirdiğini ve kardiyovasküler hastalık riskini artırdığını göstermiştir. Yüksek kan basıncı hipertansiyon damar yapılarında değişiklikler oluşmasına neden olur ve kalp damar hastalıkları riskini artırır. Bazı tansiyon ilaçları LDL-kolesterol ve trigliseridleri artırıp HDL-kolesterolü düşürebilir. Kontrollere önem vermek gereklidir.

 

Sigara: Sigara içenler yüksek kolesterol seviyeleri açısından risk grubundadırlar. Sigara içenlerin damar duvarlarının yüzeylerinde düzensizlikler oluşur ve bu düzensiz yüzey daha çok yağ tutulumuna sebep olur. Sigara içenlerde HDL-kolesterol miktarları yaklaşık olarak 15 azalmaktadır. Düşük HDL-kolesterol düzeyleri ile tütünün toksik etkileri bir araya geldiğinde kalp krizi riskinin arttığı görülmektedir.

 

Stres: Stres ve yüksek kolesterol düzeyleri arasındaki ilişki henüz kanıtlanmış değildir. Stres altındaki insanların kendilerini, yiyecek, alkol ve tütün tüketimini arttırarak teselli ettikleri tahmin edilmektedir; bunun da kolesterol düzeylerini olumsuz etkilediği düşünülmektedir.

 

Yüksek Kolesterolün Vücudumuza Verdiği Zararlar

 

Kanda aşırı miktarda bulunan kolesterol, yıllar içinde yavaş yavaş damarların duvarında birikmeye başlar. Bu birikim sonucu damarlarda daralma, tıkanma ortaya çıkar. Bu hasarlı damarların oksijen taşıdığı organlar da zarar görme eğilimindedir ve buna bağlı olarak ilgili organlarda hastalıklar ortaya çıkmaktadır. Yüksek kolesterolün vücudumuza verdiği zararlar kısa sürede karşımıza çıkmazlar, aksine uzun dönemde etkilerini göstermeye başlarlar ve bazen de tedavi için geç kalınmış olabilir.

 

Kalbi besleyen damarlar yani koroner arterlerde kolesterol birikimi, bu damarlarda tıkanma ve daralmanın sonucu, göğüs ağrısı, kalp krizi ve kalp yetersizliği gibi sorunlara neden olur. Bunların sonucu, hasta koroner by-pass ameliyatı cerrahi olarak darlığın ortadan kaldırılması ya da anjiyoplasti daralmış koroner arterin balonla genişletilmesi işlemine ihtiyaç duyabilir. Beyni besleyen boyun damarlarında kolesterol birikimi olması, felçlere, konuşma bozukluklarına, dengesiz yürümeye, bilinç kaybına yol açabilir. Böbrek damarlarında kolesterol birikimi, yüksek tansiyon ve böbrek yetersizliğine yol açabilir. Ana atardamarda yani aortta kolesterol birikimi de tehlikelidir. Buradan kopan kolesterol birikintileri, daha küçük damarları tıkayarak çok değişik sorunlara yol açabilirler: Bağırsağı besleyen damarları tıkayarak bağırsak ölümüne, göz damarlarını tıkayarak körlüğe, bacak damarlarını tıkayarak kangrene yol açabilirler.

 

Tedavi Prensipleri

 

Yüksek kolesterolün kontrol altına alınması ile yaşam süresinin uzadığı, kalp ve damar hastalıklarına bağlı ölümlerin azaldığı ve kalıcı sakatlıkların önlendiği kesin olarak gösterilmiştir. Kolesterol yüksekliğine ilaveten şişmanlık, yüksek tansiyon, şeker hastalığı, sigara gibi diğer kardiyovasküler risk faktörlerinin tedavisi de planlanmalıdır.

 

Tedavi iki aşamada gerçekleştirilir:

 

1. İlaçsız tedavi

2. İlaç tedavisi

 

Her hasta için farklı tedavi uygulanabilir. İlaçsız tedaviler kesinlikle ihmal edilmemeli ve özenle sürdürülmelidir. İlaç tedavisi, kesinlikle doktor denetiminde olmalıdır.

 

1. İlaçsız tedaviler alışılmış yaşam düzeninin değiştirilmesi olarak da düşünülebilir. Yüksek kolesterol tedavisinde hastaların önem vermeleri gereken konulardan biri ilaçsız tedavilerdir ve kesinlikle ihmal edilmemelidir. İlaçsız tedavilerde yapılan ihmal, kolesterol düşürmek amacı ile kullanılan ilaçların başarısını da azaltır.

 

İlaçsız tedavilerin başında, beslenme alışkanlığının değiştirilmesi gelir. Yüksek kolesterol tedavisinin olmazsa olmaz koşuludur. Vücut, gereksinimi olan kolesterolü kendisi üretebildiği için, diyetle kolesterol almaya gerek yoktur. Beslenme konusunda tedavi planı, beslenme uzmanı ile birlikte yapılmalıdır. Doymuş yağlardan ve kolesterolden fakir diyet seçilmelidir. Sıvı yağlarda doymamış yağ daha fazladır, bu nedenle sıvı yağlar tercih edilmelidir. Genel olarak sebze, meyve ve hububat tercih edilmelidir. Kızartmalardan kaçınılmalı ve tercihen kırmızı et yerine beyaz et tüketilmelidir. Karaciğer, böbrek ve beyin gibi kolesterolü fazla olan etlerden uzak durulmalıdır. Yüksek tansiyonu bulunan hastaların tuzu azaltmaları gereklidir. Gıdaların yağ ve kalori içeriklerine de dikkat edilmelidir. Yağı azaltılmış peynir, süt tercih edilmelidir. Diyet peynir, diyet süt kullanılsa bile bunların sınırlı miktarda tüketilmesi gerekmektedir.

 

Sigara kesinlikle bırakılmalıdır. Sigara da kolesterol yüksekliği gibi bir kardiyovasküler risk faktörüdür. Sigara ayrıca, akciğer kanseri, akciğer hastalığı, beyin kanaması ve birçok kansere de zemin hazırlar.

 

Hastada yüksek tansiyon varsa, yüksek tansiyon tedavisinde geçerli olan ilaç dışı tedaviler ihmal edilmemelidir. Yüksek tansiyon ve kolesterol yüksekliğinde uygulanan ilaç dışı tedaviler birbirine benzerlik gösterir. Yüksek tansiyonlu hastalarda, beslenme ile alınan tuzun da azaltılması gerekir.

 

Şeker hastalığı kontrol altına alınmalıdır. İnsülin kullanmak gerekiyorsa kaçınılmamalıdır.

 

Şişmanlık kesinlikle kontrol altına alınmalıdır.

 

Düzenli egzersiz HDL-kolesterolü iyi kolesterol yükseltir, LDL-kolesterolü kötü kolesterol düşürür. Hastalar düzenli egzersiz yapmayı alışkanlık haline getirmelidirler. Haftada en az 3 tercihen 5 kez, 30-45 dakika süre ile yürüyüş, koşu, yüzme, bisiklete binme gibi sporlar yapılmalıdır.

 

Alkol, HDL-kolesterolü yükseltir, ancak alkolün insan sağlığı ve sosyal yaşantı üzerine çok sayıda olumsuz etkisi olduğu unutulmamalıdır. Bu nedenle, alkol alımı kesinlikle sınırlandırılmalıdır. İzin verilen etil alkol miktarı, erkeklerde günde 30 ml, kadınlarda günde 15 mldir.

 

2. İlaç tedavisinde kullanılan ilaçlar, yağ metabolizmasındaki bozuklukların düzenlenmesi amacıyla geliştirilmişlerdir.

 

 

Statinler: Kolesterol düşürücü tedavide uzun yıllar boyunca yapılmış çalışmalarla etkinlik ve güvenliliklerini kanıtlamış statinler çok yaygın olarak kullanılmaktadırlar. Kötü kolesterolü düşürmenin ve iyi kolesterolü artırmanın yanı sıra bu ilaçlar, yüksek kolesterol düzeyleri ile ilişkili kardiyovasküler olayları da azaltmaktadırlar.

 

Safra asidi bağlayıcı reçineler

 

Nikotinik asit

 

Fibratlar

 

Bu ilaçlara ne zaman başlanacağı, ne kadar süre kullanılacağı ve hedef kolesterol, LDL-kolesterol, trigliserid düzeyleri, kesinlikle doktor denetiminde olmalıdır.

Popularity: 35% [?]

Tagged with: , , , , , , ,

Anjiyo Tedavisi

 

Daralmış veya kendisine kan gelmeyen arterler kalp krizi,

 anjina veya öteki problemlerin meydana

 gelmesine sebep olurlar. Bazı yakalarda özel diyet ve ilaçlar bu tür arteryel sorunların önlenmesi için iyi bir tedavi yöntemi olabilirler. Diğer vakalarda ise by-pass ameliyatı ve koroner anjiyoplasti ameliyatı en iyi çaredir.

Koroner Arter anjiyoplastisinin tam

 adı Perkütan Transluminal Koroner Angioplasti (PTCA) dır. Bu deri içine (percutaneous) ve kalp damarları içinde (koroner transluminal) ameliyatın yapılması ve bu şekilde damarların genişletilmesi (angioplasti) anlamına gelir. Bu yöntem ismi kadar zor b

 

ir yöntem değildir ve lokal anestezi (uyuşturma) altında uygulanır. Bu yöntem “Koroner Anjiografl denilen ve teşhis koymaya yarar yönteme benzer.

 

Uygulama Yöntemi

 

Omuz veya kasık bölgesine uyuşturucu verildikten sonra doktor rehber kateter i (ince boru) bacak ve kol damarına sokar. Doktor televizyonlu röntgen ekranından kateter (boru) ve kan damarlarının durumunu izlerken kateteri daralmış arterin içine sokar. Çok küçük bir Radyoopak boya bu kateterden o bölgeye bırakılır. Bu şekilde anjiyogramdaki tıkalı kalp damarları belirlenir. 

Daha sonra daha küçük bir kateter (boru), rehber kataterin içine yerleştirilir. Bu küçük kateterin ucu balon şeklindedir. Bu uç koroner arter içindeki tıkanık sahaya vardığında yarım dakika için arterin tıkanmış kısmında şişirilir.

 

Bu genişleme (şişme) esnasında kişi, göğüs ağrısı duyar. şişlik indirildiğinde ağrı azalır. Bu şişirme ve indirmenin birkaç kez tekrarlanması gerekir. Balon kateter hareket ettirildiğinde kan akışının nasıl hızlandığı anjiyogramdan görülebilir. Bu yöntemin tamamlanması 30-90 dakikada olur.Bu yöntem bacak da dahil olmak üzere vücudun tüm tıkanmış arterlerini tedavi etmek amacıyla kullanılır.

Sonuçlar

Kan akışında artma, ilgili arterdeki kan basıncında artma, damardaki tıkanmanın ezilmesi veya parçalanması, arter duvarının gerilerek genişlemesi bu yöntemin istenilen sonuçlarıdır.

Vakaların çok düşük bir yüzdesinde bu yöntem başarısız olup by-pass ameliyatı gerekir. Genelde by-pass ameliyatını yapan cerrahlar takım halinde çalışırlar. Anjiyoplasti tek başına başarılı olduğunda daha büyük ameliyatlara gerek kalmaz. Yukarıda anlatılan ameliyatın maliyeti oldukça düşüktür ve kişinin hastanede kalış süresini birkaç haftadan birkaç güne düşürür.

 

İyileşme ve Rehabilitasyon

Bu yöntemi takiben 24 saat süreyle kalp atışı ve ritmi ile diğer bulgular ekrandan takip edilir. Bu yöntemin deri altından damarlara boru yerleştirme olayını kapsaması dolayısıyla yara yeri çok küçüktür ve çoğu insanlar bu yöntemden 1 hafta sonra işlerine tekrar dönebilmektedirler.

Kimlere PTCA Yapılması Gerekir?

İlaçlarla geçmeyen anjina pektorisli kişiler PTCA yapılacak olanlardır. PTCA birçok tıkanmış arteri iyileştirebilmesine rağmen bunun için ideal kişi sadece tek arteri tıkanmış olan kişidir. By-pass ameliyatından ziyade PTcA nın yapılmasına karar verdiren faktörler, arterde tıkanmanın lokalizasyonu, tıkanan arter sayısı, tıkanma şiddeti ve kalbin bütün fonksiyonlarıdır.

 

Bununla birlikte PTCA yöntemi tıkanmayı yapan hastalıkları tedavi edemez.

 

Ayrıca bu yöntemin aynı tıkanık arteri veya başka bir arteri tekrar genişletmek için tekrarlanması gerekebilir.

 

Gelecek yıllarda doktorlar damar içindeki birikmeleri lazer ışını veya mekanik aletler kullanarak yok edebileceklerdir.

Popularity: 21% [?]

Tagged with: , , , , ,

Obezite Tedazisi

 

Vücut yağ oranın artmasına şişmanlık diyoruz. Şişmanlığın tıp bilimindeki ismi ise OBEZİTE’dir. Vücut yağı normal erkeklerde ağırlığın %15-18’ini, kadınlarda %20-25’ini oluşturur. Erkeklerde bu oran %25’i, kadınlarda ise %35’i geçerse şişmanlık oluşur. Çocuklarda ise boy-kilo cetveline göre 95 persentilin üzerine çıkması durumunda şişmanlıktan bahsedilir.

TOPLUMDA GÖRÜLME SIKLIĞI

 

Dünya Sağlık Örgütü 1997 yılında şişmanlığın küresel bir epidemi halini aldığını ve mutlaka tedavi edilmesi gereken kronik bir hastalık olduğunu ilan etmiştir. Sıklılığı da giderek artmaktadır.

Şişmanlık ateroskleroz veya damar sertliği, hipertansiyon, şeker hastalığı, kalp hastalığı , kan yağlarında yükseklik ve birçok yandaş hastalığın ortaya çıkmasına neden olması nedeniyle büyük önem arz eder. Kilo vermekle bu hastalıkların azalması veya düzelmesi sağlandığı için şişmanlık mutlaka tedavi edilmesi gereken bir hastalıktır.

Şişmanlık oranı İngiltere’de son 10 yılda %8 ‘den %17’ye; A.B.D’de %33’e çıkmıştır.

TÜRKİYE’DE HER 3 KADINDAN BİRİ VE HER 5 ERKEKTEN BİRİ ŞİŞMANDIR

 

Türkiye’de şişmanlık son 10 yılda kadınlarda %65 oranında, erkeklerde ise %30 oranında artış gösterdiği saptanmıştır. Yeni yapılan bir çalışmada bölgelere göre şişmanlık en fazla İç Anadolu’da (yüzde 25 ), en az ise Doğu Anadolu’da (yüzde 17.2 ) saptanmıştır. Her 2 ev kadınından 1′inin şişman ve kadınların şişmanlığının tamamına yakınının da hastalık getiren ”elma” tipinde olduğu ortaya konmuştur. Türkiye’de her 3 kadın ve her 5 erkekten 1′inin şişman olduğu saptanmıştır.

Almanya’da yaşayan Türklerde 1997 yılında Giessen şehrinde yapılan bir araştırmada erkeklerde %21.4, kadınlarda ise % 47.6 oranında bulunmuştur. Bu oldukça yüksek bir orandır.

Şişmanlığın giderek artmasının nedeni fizik aktivitenin azalması veya hareketsizliğin giderek artmasına, BESLENME ALIŞKANLIKLARINDAKİ DEĞİŞMEYE, lezzetli ve yağ içeriği yüksek gıdalarla beslenmeye ve fast food türü gıdalarla beslenmenin artmasına bağlanmaktadır.

ŞİŞMANLIK KİMLERDE DAHA SIK GÖRÜLÜR?

 

Endüstrileşmiş, gelişmiş ülkelerde daha sıktır.

Şehirlerde köylere göre daha sıktır.

Kadınlarda erkeklere göre daha sık görülür.

Kısa ve orta boylularda daha sık görülür.

Yaş arttıkça şişmanlık artar.

HANGİ DURUMLAR ŞİŞMANLIĞA NEDEN OLUR?

 

Fizik aktivite azlığı, hareketsizlik.

Beslenme alışkanlıkları yada yağlı yiyeceklerle baslenme, aşırı yemek yeme.

Yaş ile birlikte artma

Kadınlarda erkeklere göre daha sık (doğumda alınan kilolar)

Doğum sayısı arttıkça artar

Evlilik sonrası

Sigara bırakanlarda

Alkol alanlarda şişmanlık daha fazla görülür.

 

Davranış tedavisi obezite tedavisinde çok önemlidir. Şişmanların %40-60’ında üzüntü ve sıkıntı zamanında atıştırmalar olur. Bu alışkanlıkların değiştirilmesi gerekir. Ayrıca yaşam tipi değişikliği büyük önem taşır. Hareketsiz bir yaşam obezitenin en önemli kaynağıdır. Günlük hayatta hareketi artırmalıdır. Televizyon ve bilgisayar başında geçen zamanın fazla olması da şişmanlığın önemli nedenlerindendir. Günlük yaşantıda asansör kullanımının azaltılarak merdivenlerden inilip çıkılması, otomobil kullanımının azaltılması gibi bazı önlemler kilo almayı önlediği gibi, kilo vermeyi de artırır.

Alışverişe giderken liste yapıp onun dışına çıkmayın

Her zaman tok karnına alış veriş yapın

Ayakta hiçbir şey yemeyin.

Televizyon seyrederken, bilgisayar kullanırken ve kitap okurken yemeyin.

İLAÇ TEDAVİSİ

 

Diyet ve egzersizle kilo veremeyen şişman hastalarda eğer vücut kitle indeksi 30 Kg/m32’den fazlaysa ilaç tedavisi zayıflamaya yardımcı olmak için verilebilir. Xenicak ve Reductil ismindeki ilaçları kısa bir süre hastaya yardımcı olması için vermekteyiz. Ancak ilaç tedavisi mutlaka diyet ve egzersizle birlikte olmalıdır. Sadece ilaç ile zayıflamak mümkün değildir. İlaç kesildikten sonra diyet ve egzersiz yapmayanlarda kilo alınmı hızlı bir şekilde tekrar oluşmaktadır. O nedenle diyet, egzersiz ve davranış değişikliği tedavinin aslını oluşturur.

CERRAHİ TEDAVİ

 

Aşırı şişman olan hastalarda yukarıda belirtilen tüm tedavi yöntemlerine rağmen başarı sağlanamadığı koşulda yapılan bir tedavi şeklidir. Her hastaya uygulanmaz. Mideye balon yerleştirme, bant koyma, mideyi küçültme veya bypass operasyonları uygulanır.

Popularity: 16% [?]

Tagged with: , , , , ,

Menenjit Tedavisi

 

Menenjit, beyni saran zarların iltihaplanmasıyla oluşan, hemen tedavi edilmezse işitme kaybı, beyin hasarı ve ölümle sonuçlanabilen ciddi bir bakteriyel enfeksiyondur. Hastalığa yakalananların %95′i 5 yaş altındaki çocuklardır. Kalabalık ortamlarda bulunan çocuk ve erişkinler daha fazla risk taşırlar. Bazı virüs türleri de daha hafif bir menenjit tablosuna yol açabilirler. Ancak, bakteriyel menenjit tıbbi bir acildir.Belirtiler Nelerdir?Ateş, şiddetli başağrısı,halsizlik, iştahsızlık, ensede ağrı veya ense sertliği, bilinç bulanıklığı, uyku hali, kusma, parlak ışığa bakamama, ciltte basmakla solmayan lekeler, havale geçirme menenjitin belirtileri olabilir. Menenjit, birkaç gün süren bir üst solunum yolu enfeksiyonu veya barsak enfeksiyonu gibi de başlayabilir. Devamında çocuğun tablosu ağırlaşır, diğer belirtiler de ortaya çıkmaya başlar.

Bebeklerde belirtiler daha zor anlaşılabilir. Yüksek veya düşük vücut ısısı, huzursuzluk, kucağa alınınca geçmeyen ısrarlı ağlamalar, uyku hali, beslenmede isteksizlik, kafadaki bıngıldağın normalden bombe olduğu farkedilebilir.

Nasıl Bulaşır? Mikrop, solunum yoluyla veya ellerle vücuda alınır.Tanı ve Tedavi Nasıl Yapılır?Bakteriyel menenjit, tıbbi bir acildir. Çocuğun durumundan şüphelenirseniz, hemen doktorunuza başvurmalısınız. Doktor, çocuğu muayene edecek, kesin tanı için beyin omurilik sıvısından örnek alacaktır ( Bu işlemin sanılanın aksine çocuğa herhangi bir zararı yoktur, işlemin yapıldığı bölgede sinir dokusu bulunmamaktadır ).

Bakteriyel etken söz konusuysa, hemen antibiyotik tedavisine başlanacak, çocuk büyük olasılıkla hastanede izleme alınacaktır. Bazen, hastayla temastaki kişilere de koruyucu ilaç verilebilir. Eğer viral bir menenjit söz konusuysa, antibiyotiklerin tedavide yeri yoktur. Ağrı kesici, ateş düşürücü, sıvı tedavisi gibi rahatlatıcı yöntemlerle hasta takip edilecektir.

Menenjiti Önlemek Mümkün mü?

Hijyen kurallarına uymak, sık sık elleri yıkamak tehlikeli mikropların vücudumuza ulaşmasına engel olacaktır. Bu konuda, çocuklarımıza örnek olmalı, küçük yaşta iyi alışkanlıklar kazandırmalıyız.

Özellikle çocuklarda önemli menenjit etkenleri olan H.influenza ve Pnömokok adlı bakterilerden aşıyla korunmak mümkündür.

Anne sütü almanın, pekçok başka faydaları yanında, bebekleri menenjitten de koruduğu gösterilmiştir.

Popularity: 23% [?]

Tagged with: , , , , , , ,

Egzema Tedavisi

 

EGZAMA NEDİR BELİRTİLERİ VE TEDAVİSİ NASILDIR

Mayasıl diye bilinen egzama, derinin sulanması ile meydana gelen bir iltihaptır. Tıp dilinde; Erythema pernio denir. Kaşıntı ve kızartı ile ortaya çıkar. nedeni; ruhsal olabileceği gibi alerjik tepkiler veya deriyi tahriş eden maddeler de olabilir. Bazı kimselerde de ırsidir. Vücudun hemen hemen her yerinde görülebilir ve bulundukları yere göre isimlendirilirler.

Tedavinin ilk prensibi; üzülmemek ve egzamalı

 yerleri kaşımamaktır. Ayrıca, su ve sabunlu sudan olduğu

 kadar uzak kalmak da gerekir. Su yerine permanganatlı su ve rivanollu su kullanılır. Perhiz yapılır. Acılı, baharatlı ve yağlı yenmez

 

Egzama belirtileri nelerdir

 

Akut egzamada  - ani krizler:

Deri son derece kaşıntılı, kızarık, sıcak, kuru hale gelip pul pul dökülebilir.

 

Deri ayrıca nemlenip şişebilir.

 

Bakteri enfeksiyonu oluşabilir.

 

Hastalıktan en çok etkilenen bölgeler dirsek ve bilek önleri ile dizin arka kısımları gibi derinin kırışık olduğu kısımlardır. Ancak derinin herhangi bir bölümü de hastalıktan nasibini alabilir. Bebeklerin en fazla etkilendiği bölge ise yüzdür.

 

Kronik sürekli olan egzamada:

 

Deri kuruyup kalınlaşabilir ve pul pul olup çatlayabilir.

 

Atofik egzamaya yakalandığınızda deriniz

 daha çok zarar görmeye ve enfeksiyonlara karşı korunmasız hale gelir, belirli maddelere karşı daha fazla tepki vermesi ve daha hassas olması muhtemeldir.

 Bu tetikleyici etkenler sizi özellikle ani krizlere karşı korunmasız kılacaktır.

 

Kaşınma ve sıcaklık deriye daha fazla zarar veren güçlü bir kaşıma dürtüsüne sebep olur.Kaşıntı uykunuzu bölebilir ve kaşınan bölgeyi kanatmanıza sebep olacak kadar şiddetli olabilir. Kaşıma kaşıntıyı daha 

da kötüleştirir ve sürekli kaşıma ile birlikte kaşınma-kaşıma döngüsü gelişebilir.

 Bu durum çocuklarda geceleri uyuyamam ve okulda konsantre olmada güçlük yaşamaya yol açabilir.

 

Egzama tedavisi nasıldır

 

egzama nasıl tedavi edilir?

 

 

Atopik egzamanın basit bir tedavisi yoktur ancak hastalığı önlemek

 ve iyileştirmek için yapılacak çok şey vardır. Atopik egzama tedavisinin üç temel hedefi deriyi iyileştirme ve sağlıklı tutma, ani ateşlenmeleri engelleme ve ortaya çıktıkça semptomları tedavi etmektir.

Tedavi, sabun ikame ürünleri, banyo yağları ve genel amaçlı nemlendiriciler gibi yatıştırıcı ilaç (nemlendirici)

 ile ani ateşlenmelere yönelik topikal kortikosteroidlerin (steroidler) kullanımını temel alır.

 

Antimikrobiyal (deri enfeksiyonunu tedavi etmek amacıyla) ve antihistamin tabletlerine de (kaşıntının neden olduğu uyku rahatsızlıklarına yardımcı olmak için) ihtiyaç duyulabilir.

 

Tedavinin güç olduğu daha şiddetli vakalarda oral kortikosteroidlere, kiklosporin ve azatioprin gibi diğer immünosupresan ilaçlara ve fototerapi ile fotokemoterapiye

 (ışık tedavisi veya ilaçla ışık tedavisi) ihtiyaç duyulabilir.

 

 

Tedavi yöntemlerini kullanma ve uygulama şekliniz hastalığın başarılı biçimde kontrol edilmesinde en önemli etkendir. Tedavinin işe yaramamasının nedeni genellikle yanlış kullanımdır

. Her tedavi çeşidinde birçok hazırlık mevcuttur. En iyi tedavi çeşidini (çeşitlerini) bulmak zaman alabilir. 

Birkaç çeşitli yeni tedaviyi –örneğin krem, yeni bir diyet ve bitkisel ilaç karışımını bir kerede denemeyin. Bu şekilde iyileşme kaydedildiğinde hangi tedavinin işe yaradığını anlayamazsınız.

 

Yatıştırıcılar (nemlendiriciler) deriyi koruyucu ince bir tabaka ile kaplayıp derinin koruyucu dış

 yüzeyinde meydana gelen su kaybını azaltır. Bu derinin ihtiyacı olan suyu deride tutar ve ayrıca enfeksiyon ve diğer yıpratıcı maddelerin dışarıda tutulmasına yardımcı olur. Yatıştırıcı krem ve merhemler egzamanın önlenmesi ve tedavisinde gereklidir. Yatıştırıcılar oldukça güvenilir olup gereğinden fazla kullanmamanız gerekir. Yatıştırıcılar aktif ilaç değildir ve deri vasıtasıyla vücut tarafından emilmezler.

 

Topikal kortikosteroid (steroid) hazır ilaçları, krem ve merhemler de dahil olmak üzere egzamayı çabucak kontrol altına alabilir ve bu ilaçlar küçük çocuklarda bile temel tedaviyi teşkil eder. Hastalığın çaresi olmamakla birlikte egzama nöbeti ile ilişkilendirilen iltihaplanmayı azaltmada etkilidir.

 

 

Orta veya şiddeti egzamalı çoğu insan için bir veya iki hafta sürelik hafif steroid ile (hidrokortizon %1 krem veya merhem) tedavi hastalık nöbetini iyileştirmek için yeterlidir. Bu tedavi sonuç vermediğinde daha güçlü bir steroide ihtiyaç duyabilirsiniz ancak işe yarayan en zayıf etkili olanı kullanmalısınız. Doktor veya eczacınız mevcut hazır ilaçlar arasındaki farkları size açıklayabilir.

 

Topikal steroidler sadece egzamanın nöbetler ile şiddetlenmesi durumunda tedavi amaçlı olarak kullanılmalıdır. İlk nöbet belirtisinde tedaviye başlayın. Yatıştırıcıları daha önceden düzenli olarak kullanıyor olmanız gerekmektedir. Topikal steroidler doğru kullanıldığında güvenilir ve etkili olabilir; bununla birlikte egzama tedavi edilmediğinde ciddi sorunlara neden olabilir. Steroid haricinde krem veya merhemin 

içerisinde bulunan herhangi bir maddeye karşı duyarlı olabilirsiniz. 

 

Egzamanın kötüleştiğini farkettiğinizde seçenekleri görüşmek üzere doktorunuzla ile görüşmeniz önemlidir.

 

Antihistamin ilaçları Alimemazin (eski adıyla trimeprazin) ve 

 

hidroksizin gibi sakinleştirici antihistamin ilaçlar bazen egzamanın geceleri kaşınmasını önleyip iyi bir uyku imkanı sağlayabilir. Bu ilaçlar sadece kısa süreli tedavide faydalıdır (geceleri uykusuzluğu önlemek gibi).

 Ertesi gün uykulu hissetmenize neden olabilirler; bu nedenle sürücü iseniz veya çocuğunuzu okula hazırlıyorsanız bu ilaçlar sizin için uygun olmayabilir. Etkisini göstermesi zaman alacağından yatmadan yaklaşık bir saat önceden dozu uygulayın. Yatmadan yaklaşık bir saat önceden banyo yapmak ve ardından nemlendirici sürmek derinin serinlemesine yardımcı olup antihistamin ilaçlardan daha etkili olabilir. Antihistamin ilaçlarını banyodan önce değil sonra verin.

 

Topikal immünomodülatörler 

Takrolimus merhemi ve pimekrolimus kremi yakın tarihte piyasaya çıkmıştır. Bu ilaçlar hafif atopik egzama tedavisinde veya herhangi bir şiddetlilik derecesindeki atopik egzamada ilk tedavi olarak önerilmemektedir.

 

Topikal takrolimus; topikal kortikosteroidler ile kontrol edilemeyen ve başka bir kortikosteroid kullanımının özellikle irreversibl (düzeltilemeyen) deri atrofisi gibi ciddi yan etki riski olan 2 veya daha büyük yaştaki çocuklarda ve yetişkinlerde orta egzama ve şiddetli egzamanın ikinci tedavisine yönelik bir seçenek olarak, lisanslı işaretleri kapsamında, önerilmektedir.

 

Primekrolimus; topikal kortikosteroidler ile kontrol edilemeyen

 ve başka bir kortikosteroid kullanımının özellikle irreversibl (düzeltilemeyen) deri atrofisi gibi ciddi yan etki riski olan 2 ve 16 yaş arasındaki çocuklarda yüz ve boyun bölgesinde görülen orta şiddetli egzamanın ikinci tedavisine yönelik bir seçenek olarak, lisanslı işaretleri kapsamında, önerilmektedir.

 

 

Reçetesiz satılan egzama ilaçları: çeşitli şampuanlar, yatıştırıcı

 ürünler ve bazı hazır topikal steroid ilaçlar eczanelerden alınabilir. Bu ilaçlardan bazıları eczanelerde daha ucuzdur. Farklı ürünlere ve nasıl kullanıldıklarına ilişkin tavsiye vermesi için eczacınıza danışınız. Eczacılar durumunuza, uygulayabileceğiniz veya kullanabileceğiniz herhangi bir ilaca (doğrudan deriye uygulanan tedaviler de dahil olmak üzere) ilişkin size birkaç soru sorduktan sonra hastalığınızı ve hastalığın tedavisini değerlendirmek üzere doktora

 görünmenizin daha iyi olacağına karar verebilirler.

 

Hastane tedavileri Şiddetli egzama veya tedaviye direnç gösteren egzaması olan kimselerin cilt uzmanına (dermatolog) sevk edilmesi gerekebilir. Kullanılan tedaviler şunları kapsayabilir: ‘soğuk uygulamalar’ katran ve/veya steroid emilimli bandajlar, ışık terapisi ve kiklosporin gibi bağışıklık sistemini bastıran ilaçlar.

 

Tamamlayıcı tedaviler Akşam çuhaçiçeği yağı takviyeleri, hodan yağı, homeopati (grafitler) ve bitkisel Çin ilaçlarının (Çin kızıl kantoronu, Çin pelin otu, şakayık kökü) tümü atopik egzamayı tedavi etmek üzere kullanılmıştır. Bu alternatif tıp ilaçlarının nasıl işe yaradığı ve bu ilaçların çoğunun ne derece güvenilir veya etkili olduğuna yönelik çok az bilgi mevcuttur.Belirli bitki ve ilaçlar dikkatli

 kullanılmadığında veya tanınmış kaynaklardan alınmadığında zararlı olabilecek maddeler içerir.

 

Egazma alternatif tıp tedavisi

 

DERMATOLOJİK KİL (ÇAMUR) Sadece ölü deniz ürünleri tedavi maksatlı

 kullanılır ve gözle görülür biriyileşme anında görülür.Dünyanın var oluşunda yaratılan ilk yer Lut Gölüdür.

Sağlık ve cilt bakımında sınırsız kaynak oluşturur.Mineraller bakımından zengin tuzları ve çamuru cilt,

 saç, egzama, varis, selülit, sedef hastalığı,romatizmal ağrılarda iyileştirici etkiye sahiptir.

Popularity: 100% [?]

Tagged with: , , , , , , , , ,

Gastrit Tedavisi

GASTRİTİN BELİRTİLERİ ;Gastrit aniden oluşan, akut ve sürekli kronik olmak üzere ikiye ayrılır.
Kronik gastrit, genelde çok az belirti verir ya da belirti vermeden seyreder. Uzun süren mide iltihabı vardır. Karnın üst tarafında ağrı, mide bulantısı, kusma meydana gelebilir. Geğirti, iştah azalması, şişkinlik görülebilir.
Akut gastritte, midede yanma, basınç ve ağrı görülür. Hasta, aç karnına ağrının arttığını belirtebilir. Bulantı ve kusma, kronik gastritte olduğu gibi akut gastritte de vardır. İlaç ve alkol, mide yüzeyinde yaraya neden olur. Bu yaraların kanaması sonucu, mide asidi kanla karışabilir ve kusarken koyu renk bir kan gelir. Yine akut gastritin ağırlaştığı durumlarda dışkı siyahlaşır.
GASTRİT TANISI NASIL KONUR?
Öncelikle, bir gastroenterologa ya da dahiliye uzmanına başvurmanız gereklidir. Hastalığın tanısını koymak için, hastanın öyküsünü dinlemek yeterli olabilir. Özellikle gençlerde, ilaç tedavisi ile mide asidi azaltılmaya çalışılır.
Kırk yaşını geçmiş kişilerde, teşhis koymak için endoskopi yöntemi uygulanır. Hastanın midesine, ucunda kamera olan ince bir boruyla girilir. Tv gibi bir ekrandan, doktor hastanın midesini görür ve midede sorun varsa teşhisi koyabilir. Etkili ve güvenilir bir yöntemdir. Dil kökü ve küçük dil, spreyle uyuşturulur. Böylece hastanın midesi bulanmaz ve endoskopi yapmak kolaylaşır. Gerekirse tanı için hastadan parça alınır ve mikroskopik olarak incelenir.

GASTRİTİN TEDAVİSİ
Öncelikle şunu bilmek gerekir; gastrit, daha kötü sonuçlara yol açabilen bir hastalık olduğundan mutlaka tedavi edilmelidir. Daha sonra eğer, gastritin sebepleri arasında bakteri yoksa tedavide, mide asidini azaltıcı ya da asidin etkisini yok edici ilaçlar hastaya verilir. Bu ilaç tedavisiyle birlikte, diyet tedavisi uygulanır. Midenin yüzeyini tahrip etmeyecek yiyeceklerle beslenmek gerekir. Eğer hasta, sigara ya da alkol kullanıyorsa, bunların bırakılması şarttır.

Gereksiz ilaç kullanımı, ağrı kesiciler, aspirin gibi ilaçlar mide asidini arttırır. Hastaya, bu ilaçları kullanmaması tavsiye edilir.
Son yıllarda, gastritin nedenleri arasında H. Pylori adındaki bakterinin olduğu bilinmekte ve bu yüzden bu tedavilerin yanında, bakterileri yok edici antibiyotik tedavisi uygulanmaktadır.

Popularity: 29% [?]

Tagged with: , , , , , , , , ,

Astım Tedavisi

Akarlar insan derisinin döküntüleri ile beslenirler. Bu yüzden yaşamaları için en ideal yer yataklardır.

Hayvan ( kedi, kuş, köpek ) tüyü ve atıkları
Allerjenler sadece evde beslenen hayvanlar üzerinde değil, kuştüyü yastıklarda ve hayvan derisinden yapılmış diğer eşyalarda da bulunur.

Küf mantarı ( rutubet )

Evde Allerjenlerden Korunmak İçin Alınacak Önlemler Nelerdir ?

Yatak odasında:
Yatak ve yastığı hava geçirmeyen bir materyal ile kaplayın ( Amerikan bezi, sentetik kumaş gibi ).
Mümkünse şilteyi yaylı yatak ile değiştirin.
Yünlü ve tüylü battaniye kullanmayın.
Kuş tüyü yastığı sentetik ( elyaf ) yastıkla değiştirin.
Tüm yatak kılıfı, yastık kılıfı, battaniyeleri haftada bir, en az 60 derece suyla yıkayın.
Mümkünse halıları kaldırın ve yerleri temiz tutun. Eğer halıyı kaldıramıyorsanız, doktorunuzun tavsiye edeceği maddeler ile temizleyin.
Temizlik yapılırken, çocuğunuzu evden uzaklaştırın yada maske takın.
Odada toz tutacak fazla eşyayı ( kitap, tüylü doldurulmuş oyuncaklar gibi ) ya odadan çıkarın yada dolaba koyup, kapısını kapalı tutun.
Mümkünse klima ( hava serinletici ) kullanın.
Evde hayvan beslemeyin; besliyorsanız yatak odasına kesinlikle sokmayın.
Evde bir nem ölçer bulundurarak, nem oranını %25 ile %50 arasında tutunuz.
İçi doldurulmuş koltuk yerine tahta veya plastik eşya tercih ediniz.
Perdelerinizi sentetik materyalden seçin, kadife olmasın.

Mutfak, banyo ve küflü yerlerde:
Sık sık havalandırın ve deterjanla temizleyiniz.
Nemli yerlerde halı bulundurmayınız.
Lavabo altlarını ve tuvaletin arka kısımlarını temiz ve kuru tutunuz.
Hamam böceklerini ve fareleri mutlaka yok ediniz.

Evin diğer kısımlarında:
-Mümkünse halıları kaldırınız.
-Çocuğunuzun sofa, koltuk üzerinde uyumasına izin vermeyiniz.
-Toz alırken ıslak bez kullanarak tozun havalanmasını engelleyiniz.
-Evdeki çiçeklerin üzerinde küf olmasın, kontrol ediniz.
Mümkünse hava tahliye kısmında ev tozlarını tutarak havaya karışmasını önleyen HEPA filtresi olan elektrik süpürgelerinden birini tercih ediniz.

b. İrritanlardan Kaçınma:
Bu grupta en zarar veren etken sigaradır. Astımlı bir kişinin yaşadığı evde ( evin tüm odaları dahil ) sigara içilmesine kesinlikle izin verilmemelidir.
Odun ve kömür sobaları tahriş edici tanecikler ve kokular saldıklarından mümkünse ısınmak için başka bir yola
başvurulmalıdır.
Saç spreyleri, parfümler, temizlik maddeleri, sinek ilacı ve hava kirliliği de tahriş edicidir. Hasta bunlardan etkileniyorsa, mümkünse temas önlenmelidir.

c. Emosyonlar ( psikolojik stres ):
Astımlı çocuğun onu destekleyen sıcak ve samimi bir ev ortamına ihtiyacı vardır. Evde yaşayan kişilerin bu kronik hastalığın tedavisine ve kontrol altına alınmasına yaklaşımları iyi yönde olursa, tedavinin başarısı artar.

2.İlaç Tedavisi:

I- İnhaler ( hava yolu ile verilen ) Rahatlatıcılar:

a) Kısa etkili rahatlatıcılar ( Ventolin, Bricanyl ):
Bu ilaçlar hava yollarının çeperini saran ve nöbet sırasında kasılan kasları gevşeterek hava yollarını genişletirler.
Ağız içine püskürtülen formları ( inhaler ) 15 dakika içinde etki etmeye başlar, 4 saat sonra bu etki kaybolur. Bu nedenle nöbet sırasında ilk kullanılacak ilaç grubudur.
Egzersiz yapmadan 15 dakika önce kullanılırsa , egzersiz sırasında gelişebilecek rahatsızlığı engeller.
Aşırı dozda kullanılırsa kalp hızını arttırır ( fazla kahve içmiş gibi ). Ellerde titreme olabilir. Çocukta artan yaramazlık izlenebilir.

b) Uzun etkili rahatlatıcılar ( Serevent, Foredil, Volmax )
Oral ( ağız yolu ) veya inhaler ( püskürtme ) formları vardır.
Oral yolla kullanılanlar astım atağı sırasında doktorunuzun önerisi ile 3-7 gün süre ile verilir.
Inhaler yolla kullanılanlar normal dönemde hasta atakta değilken, gün içinde veya gecelerii uykudan uyandıran nefes darlığı, vızıltı veya öksürük olduğu durumlarda sabah 1 akşam1 kez şeklinde kullanılır.
Doktorunuzun önerisi dışında kullanılmaz.

II- Önleyiciler:

a) İntal:
Koruyucu bir ilaçtır. Gelecek olan nöbeti önler.
Hiç bir yan etkisi yoktur.
Ancak bu ilaç sıkışıklığı olan cocuğa hiç bir yarar sağlamaz.
Başlangıçta günde 4 kere sonra 3 kere kullanılabilir.

b) İnhaler yolla kullanılan steroidli ilaçlar: ( Pulmicort, Flixotide gibi )
Hava yollarındaki şişme ve ödemi azaltır, yapışkan balgamın oluşumunu engeller.
Hava yollarının uyaranlara karşı duyarlığının azaltır.
Gelecek olan nöbeti önler.
Spreyler şeklinde verilen şekli vücut dolaşımına geçmediği için doktorunuzun tavsiye ettiği dozda yan etki göstermez.
Ağızda kötü bir tad bırakabilir. Nadiren ağızda pamukcuk oluşumuna yol açabilir. Bunu engellemek için su ile gargara yapmak yeterlidir.
Astım tedavisinin en etkili ilacıdır.

c) Oral ( ağız yolu ile ) steroidler ( Prednol, Deltacortril )
Hava yollarındaki şişme ve ödemi azaltır.
Yapışkan balgamın ( mukus ) oluşumunu engeller
Hava yollarının uyaranlara karşı olan duyarlılığını azaltır.
Hava yollarının Ventolin, Bricanyl gibi rahatlatıcılara olan yanıtını arttırır.
Olabilecek yan etkiler kullanıldığı süre ve dozla ilgilidir.
Doktor tavsiyesi dışında kullanılamaz ve doktorunuzun önerdiği süre ve dozda kullanılmalıdır.
Astım atağı sırasında püskürtme veya hava yolu ile kullanılan ilaçların yetersiz kaldığı durumlarda doktor tarafından önerilir.
Genellikle 3-7 gün süre ile verili

Popularity: 18% [?]

Tagged with: , , , , , , ,

Hepatit B Tedavisi

Daha öncede söylediğimiz gibi hepatit B virüsü ile karşılaşmış insanların 90ı interferon tedavisi almadan veya herhangi bir zarara uğramadan bu virüsten kurtulabilir. Ancak ne yazık ki 5 ile 10u bunu başaramaz. Bu gruptakilerin bir kısmı daha önce tanımladığımız gibi taşıyıcı olurlarken bir kısmı da kronik hepatit B hastası olurlar…

Kimler tedavi edilecektir?
Tedaviden önce doktorunuz kanınızda hepatit virüsünün varlığını ve karaciğerinizdeki hasarın derecesini kontrol edecektir. Daha önce de söylediğimiz gibi, eğer karaciğeriniz çok hasta ise interferon sizi iyileştireceğine daha da kötüleştirir.

Doktorunuz kanınızdaki virüsün miktarına HBV DNA tayini adı verilen bir testle bakarak interferon tedavisinden yarar görüp, görmeyeceğinize, görecekseniz ne kadar göreceğinize karar verir. Virüs düzeyi düşük olan insanlar virüs düzeyi yüksek olanlara göre interferon tedavisinden daha fazla yarar sağlar. Tedavi öncesi ve gerekirse tedavi sonrasında yapılacak karaciğer biyopsileri de teşhis ve tedavi için yol göstericidir.

Tedaviden ne beklenilmeli?
Kronik hepatit B tedavisi boyunca 6 veya 12 ay boyunca haftada üç kere interferon iğneleri vurulursunuz.

Ne kadar süre önce virüsle infekte olduğunuz tedaviye cevap verme olasılığınızı etkileyen bir faktördür. Ancak yine de hangi hastaların interferon tedavisine yanıt vereceğini söylemek güçtür. Tedavi edilen kronik hepatit B hastalarının yaklaşık yarısı tedaviden yarar görür.

Tedaviyle kandaki virüs miktarı düşecek, karaciğer hasarı azalacak ve hastalığın semptomları gerileyecektir. Yapılan klinik çalışmalarda interferon tedavisi alan hastaların 45inin kanının zaman içerisinde tamamen virüsten temizlendiği görülmüştür.

Tedavi esnasında doktorunuz hastalığınızın seyrini kontrol etmek için sık aralıklarla ALT seviyelerinizi takip edecektir. Ayrıca HBe Ag veya HBV DNA seviyelerinizi de kontrol ederek kanınızda hala aktif olarak çoğalan virüs olup olmadığını, varsa da hangi düzeyde olduğunu tesbit edecektir.

İnterferon etkilerinden biri de bağışıklık sistemini harekete geçirerek vücudun infekte hücrelere saldırısını artırmaktır. Bu nedenle bazen interferon kullanımınız sırasında kendinizi interferondan önceki halinizden daha kötü hissedebilirsiniz. Bu duruma biz “alevlenme” diyoruz. Bu iyiye işarat olabilir çünkü genelde interferon tedavisine tedavi sonunda yanıt veren hastalarda bu görülmektedir.

Kanınızın virüsten tamamen temizlenmesi çok zaman alabilir. Sonuç olarak, HBsAG testiniz tedaviden haftalar veya yıllar sonra bile hala pozitif olabilir. Bazı insanlar sonsuza dek virüsten kurtulurken, bazıları ne yazık ki ilacın virüsü kandan tam olarak yok edememesi nedeniyle tekrar hastalanırlar. Biz buna “relaps” diyoruz. Eğer hastalığınız relaps olmuşsa doktorunuz size ya yeni bir interferon tedavisi ya da daha değişik bir tedavi önerecektir.
Unutmayın, virüs kanınızdan tamamen temizlenmiş olsa bile karaciğerinizin eski haline gelmesi uzun zaman alabilir.

Hepatit B de diğer tedavi yöntemleri nelerdir?
Yakın zamana kadar tedavide tek seçenek İnterferon idi. Son yıllarda kullanım alanına giren “Lamuvidine” etken maddesini taşıyan ilaç bu alanda yeni bir ümit kaynağı olmuştur. Günde tek tablet olarak alınan ve önemli yan etkileri olmayan bu ilaçla alınan sonuçlar en az interferon tedavisi ile elde edilenler dü

Popularity: 46% [?]

Tagged with: , , , , , , , , , ,
 Page 2 of 4 « 1  2  3  4 »