Tedavi - Tedavisi Olmayan Hastalık Yoktur!

Hastalık Tedavileri Hakkında Bilgiler ve Videolar - Test Yayını!

Fizik Tedavi

 

Fizik tedavi kelime olarak Elektrik akımı, sıcak ya da soğuk uygulaması, egzersizler ya da çeşitli dalgalarla hastaların tedavisine fizik tedavi denir.

Fizik tedavi metotları nelerdir? Fizik tedavide yaklaşık 30-50 sistem kullanılır. Ayrıca çeşitli cihazlara başvurulur. Ağrı tedavisinde gergin, derin yapışıklıkları açmak için ultrason, kas güçlendirici cihazlar, magnetoterapi, ozon tedavisi, traksiyon, mezoterapi bu cihazlar ve yöntemlerden bazılarıdır. Eklemlerinizde ağrı, kireçlenme, bel tutulması, boyun ağrısı, sırt ağrısı gibi rahatsızlıklarda fizik tedavi ve rehabilitasyon sayesinde kurtulabilirsiniz.

Fizik tedavinin kelime anlamı onarmaktır. Yani eklem ve yumuşak dokuları etkileyen aletlerle çeşitli rahatsızlıkları tedavi etme. Herhangi bir kaza sonrası işlevini yitiren bedenin çeşitli bölgeleri ya da organlarının tekrar eski işlevini kazanmasını sağlamak amacıyla fizik tedavi uygulanır. Fizik tedavi dışarıdan uygulanan bir yöntemdir.

Amaç; ağrıyı azaltmak ve eklem hareket açıklığını korumaktır. Böylelikle günlük yaşamın kolaylaştırılması hedeflenir.

Rehabilitasyon nedir? Engelli kişileri topluma kazandırmak için uygulanan tedavilerin tümüne rehabilitasyon denir. Rehabilitasyon tedavisi ekibinde fizik tedavi uzmanı, fizyoterapist, psikolog ve sosyal hizmet uzmanı gibi kişiler yer alır.

Fizik tedavi ile ilgili bilinmesi gerekenler:Fizik tedavi seanslar halinde yapılır. 1-1.5 saatlik toplam 15-20 seans uygulanır. Rehabilitasyon ise daha uzun bir süreçtir, yıllar alabilir.

Fizik tedavi gören bir hastada eklem kısıtlılığı mevcutsa fizyoterapistin yaptırdığı bazı hareketler sorunlu bölgede hafif ağrıya sebep olabilir.Fizik tedavi sadece ağrı tedavisinde değil, bozulan kas mekanizmasının düzeltilmesinde de kullanılır.

 

Fizik tedavi kimlere uygulanır? Omuz, kol, bacak eklemlerinde ağrıları olanlara,

Romatizmal hastalıkların aktif döneminde olmayanlara,

Ortopedik ameliyatlar sonrasında kaslarında güçsüzlük, eklemlerinde ağrı ve hareket kısıtlılığı gelişenlere,

Kırık, çıkık, incinme nedeniyle alçı sonrasında eklemlerinde sertleşmeler olanlara,

Beyin, sinir hasarı sonucunda kol ve bacaklarda felç gelişenlere,

Hareket sistemi dışında lenf dolaşımının bozulması sonucu kol ve bacaklarında şişme olanlara uygulanır.

Popularity: 50% [?]

Tagged with: , , , , , , , , , , ,

Varis Tedavisi

 

Varis nedir ?  Yüzeyel toplar damarların genişlemesi kıvrılarak uzaması,cidarının incelmesi, yüzeyelleşmesi

 ve fonksiyonlarını yeterince iyi bir şekilde yapamaz hale gelmesidir.

Varisin yan etkileriVaris tedavi edilmemesi halinde hayati önem arzeden problemlere sebep olabilir.Bunlar:

FLEBİT:Varisli damarın içinde oluşan pıhtının bulunduğu yerde iltihap başlar ve bacakta çok ciddi düzeylerde ağrı,hassasiyet ve şişlik olur.

ULCUS CRURİS(VARİS ÜLSERİ):Daha çok ayak bileği ve bacak ön yüzde görülür. Varislerin olduğu alan ve daha aşağısında toplar damar basıncı artar buna bağlı olarak cildi besleyen kılcal damarlardan yeterli temiz kan geçemediğinden beslenemez ve hafif bir travmayla yaralar açılır.Basınç yüksekliği devam ettiğinden açılan yaralar tüm tedavilere rağmen çok zor iyileşir.Bazen hiç travma olmadanda yaralar açılabilir.Tedavis

i uzun sürer önce varisler tedavi edilerek bölgesel basınç düşürülür böylece yara yerinin kanlanması normale

 getirilmiş olur.Beslenmesi düzelen yarada iyileşme süreci başlar yara bakımına devam edilir.

PİGMENTASYON(LEKE):Sebebi net bilinmeyen bir şekilde varisin belirgin olduğu alanda hefif kahverenginden çok koyu kahverengine kadar değişen çeşitli düzeylerde lekeler olur. Tedavisi zordur laserle kısmi düzelme sağlanır.

ÖDEM(ŞİŞLİK):Varisli bacakta toplar damarlar kanı yeterince rahat bir kalbe taşıyamadığından kılcal damar basıncı artar ve damar dışına sıvı sızıntısı olur bu da bacakta çeşitli düzeyde şişliklere(venöz yetmezlik)sebep olur.Varis tedavi edildiğinde ek bir tedaviye ihtiyaç duymadan kendiliğinden geriler.

KANAMA:Varis bulunduğu alanda ciltaltı destek dokusunu inceltir ve tedavi edilmezse cilt kağıt kadar incelir ve hassaslaşır incelen bu cilt kendiliğinden veya basit bir travmayla delinir ve kontrolü çok zor kanamalara sebep olabilir.Basınçlı tampon uygulamasıyla kanama kontrol altına alınır devamında varis tedavi edilir.

Popularity: 24% [?]

Tagged with: , , , , , , , , , , , ,

Diş Çürümesi Ve Tedavisi

 

Dişler neden çürür? Ağızda bulunan bakterilerden oluşan bakteri plağı, şekerli ve unlu yiyeceklerin ağızda kalan artıklarından asit oluşturabilmektedir. Bu asitler, dişlerin mineral dokusunu çözerek dişin minesinin bozulmasına ve sonuçta da diş çürüğünün başlamasına ve dişhekimlerinin kavite dedikleri oyuklara neden olmaktadırlar.

 

Uzun yıllar, nedeni bilinmeyen bir hastalık gözüyle bakılan diş çürüğünün günümüzde “çok sebebe bağlı bir hastalık” olduğu anlaşılmıştır. Diş çürüğünün başlıca 3 etkeni vardır:

 

Bakteri plağı (Diş plağı adı da verilir),Karbonhidratlı gıdalar (Şeker, un… gibi),Bünyesel etkenler (Dişin yapısı. tükürüğün bileşimi… gibi)Diş sağlığı dengeli olan bir kimsede bu etkenlerden birisi değişikliğe uğrarsa, çürük ortaya çıkar.

Çürük belirtileri nelerdir?
Çürük ve oyulmuş bir diş, koyu renkli boşluğuyla kolayca tanınır. Fakat bazen çürük çukurcuğu gizli kalır ve diş hekimi ancak yardımcı tanı araçlarıyla (mesela diş röntgeni gibi) teşhis koyabilir.

Çoğu zaman çürük, diş tüberküllerinin yani tümsekciklerin birbiriyle kesiştiği yerde veya dişin boyun kısmında görülür. İki diş arasında kalan gizli çürükler uzun süre fark edilmez. Bu tür çürüklerde “… akşam yemek yerken dişime taş geldi zannettim, bir de baktım, dişimin  bir parçası ağzımda…” denildiğini sıkça duyarız.

 

Diş çürüğünde diş hekimine başvurmayı gerektiren en önemli belirti ağrıdır. Ağrı, soğuk, sıcak, tatlı veya ekşiden olur. Ağrının şiddeti kişiden kişiye değişir ve etken ortadan kalkınca ağrıda geçer; fakat tedavi edilmeyen çürüklerde ağrılar bir süre sonra sürekli olmaya başlarlar.

 

Diş çürüğü nasıl ilerler?
Çürük, daima dişin yüzeyinden başlar ve ilerleyerek dentin tabakasına erişir. Dentin, mineden daha fazla organik madde içerir. Bu nedenle çürük bu tabakada daha çabuk yayılarak dentini bir burgu gibi deler; fakat, çürüğün ilerleme hızı, kişiden kişiye ve dişten dişe çok değişir.

 

Unutulmaması gereken bir husus da, dentinin dişin bir savunma organı olduğudur. Dentin içinde önceki bölümde tanımı yapılan kanalcıkların ucunda odontoblast denilen yapım ve onarım hücreleri bulunur ve bunlar çürük dentini tamir dokusu ile tıkayabilirler. Tıpkı kuşatılan bir kaleyi savunanların güllelerle açılan gedikleri onarmaları gibi… Kendiliğinden olan bu savunma, bazen hızla ilerleyen çürük karşısında yetersiz kalabilir.

Çürükten korunmak için ne yapmalıdır?

İlk yapılması gereken şey diş hekimine gitmek ve onun önerilerine uymak olmalıdır. Aslında çürükten korunma, bir kişisel irade konusudur ve hepimizin sağlam dişler ve sağlıklı ağzın getireceği rahatlığın bilincinde olmamız gerekir. 

Diş plağı ve karbonhidratlı gıdalar neden çürük oluşturur?

Günümüzde bakteri plağı ile ilgili çok sayıda araştırma yapılmaktadır ve artık şekerle birlikte bakteri plağının, çürüğün baş etkenlerinden birisi olduğu anlaşılmıştır.

Bakteri plağı görülebilir mi? Evet görülebilir. Bunlar, dişlerin boyun kısmında ve iki diş arasında yer alan beyazımsı kirlerdir. (Fark edilmesini kolaylaştırmak için piyasada “Disclosing Tablet” veya “Disclosing solution” adıyla bilinen boyayıcı tablet ve eriyikler satılır.) Plak şöyle teşekkül eder:

Önce tükürükle protein dişe yapışır.Bu proteindeki bol miktarda ağız ortamında bulunan şekerden kimyasal yolla dekstran yapar.Dekstran bu protein plağına tutunur ve böylece diş plağı teşekkül eder.Teşekkül eden plak artık yalnız ağız çalkalamakla giderilemez.Buraya kadar oyunun-yani çürük oluşumunun-piyonları (yani bakteriler) hazır olmuştur… Şimdi bakteriler, mineye bir hamle yapacaklardır… Bakteriler bu hamleyi iki koldan yaparlar:Bazı bakteriler şekerden asit yaparak, minenin inorganik örgüsünü bozarlar.Bir kısmı da, minenin organik kısımlarını parçalayan enzimler ya parlar.

İşte diş çürüğü oyununun senaryosu kısaca böyledir. Bu oyun nasıl bozulur ve çürük nasıl önlenebilir?Bakteri - şeker işbirliği önlenirse oyun bozulur mu? Bu nasıl olabilir? Müttefiklerden birisini; Örneğin şekeri ortadan kaldırarak… Şeker, çikolata, pasta yemeden… Olur mu? Şeker, organizma için kaçınılmaz gıdalardan birisidir ve hayvan deneyleri şekerden yoksun beslenmenin çürüğü durdurmadığını, sadece biraz azalttığını göstermiştir. Evet, şeker bir çürük etkenidir ama, ne tek başına ne de başlıca etken…Öyleyse, çürükten korunmak için ne yapmalıdır? Asıl korunma, ikinci saldırgana yani mikroplara karşı mücadele ile olur. Bu da dişleri fırçalayarak gerçekleştirilir.

Kimlerde daha çok çürük olur?

Şekerli ve unlu yiyeceklerle bakterilerin buluşması sonucunda çürükler oluştuğuna göre herkes için bir tehlike var demektir. Ancak beslenmelerinde karbonhidratlı ve şekerli yiyeceklerin oranı çok yüksek olanlar bir de sularında florür oranı çok düşükse çok daha fazla çürük tehlikesi altındadırlar. Bakteri plağı tarafından oluşturulan aside karşı tükürük doğal bir savunma mekanizması oluştursa da tek başına çürüğü önleyemez.Tükürük akışını ve miktarını azaltan hastalıklar ya da ilaçlar da çürük oluşumunu hızlandırmaktadırlar. Bu nedenle de dişhekimleri tükürük akışını artırdığı için şekersiz sakızları sıklıkla önerirler.

 

Çürük Aşısı Var mıdır?
Hayır… “Ama gazetelerde okuyoruz” diyeceksiniz. Biraz önce size çürüğün çok sebebe bağlı bir hastalık olduğunu söyledik. Neye karşı, hangi etkene karşı aşı hazırlanacak? Bilim adamları yaklaşık elli yıldır bu konuda çalışmaktadırlar. 

Çürüğe karşı antibiyotik var mıdır?

Çürüğü durduracak bir antibiyotik yoktur. Üstelik, antibiyotikler çocuklarda oluşum döneminde dişlerin üzerine çökelerek onları boyarlar ve gri-kahverengi, morumtırak renk almalarına neden olurlar. 

Antiseptik gargaralar kullanalım mı?

Bazı ağız ve dişeti hastalıklarında belirli bir süre için belirli dozda antiseptik gargara verilebilir; fakat şunu unutmayın ki, ağız sağlığında en etkin araç fırçadır.

Çürük oluşumuna bazı alışkanlıkların etkisi

Beslenme alışkanlıklarının çürük oluşumuna etkisi olduğu öteden beri bilinmektedir. (Örneğin sert ve lifli gıdalarla beslenen Eskimolarda çürük hemen hemen hiç görülmez.) Buna karşılık yumuşak ve yapışkan besinlerin dişler üzerine tutunmaları, plak oluşturmaları ve çürük meydana getirmeleri daha kolaydır.

 

 

Diş çürümesi önlenebilir mi?
Evet  Sabah kahvaltısından sonra ve akşam yatmadan önce dişlerin fırçalanması ve her gün diş ipliğinin düzenli kullanılması en etkili yoldur. Yiyecek artıkları en çok dişlerin çiğneme yüzeylerindeki girintilerde ve dişlerin birbirine değdiği ara yüzeylerde biriktiği için, diş fırçaları küçük başlı seçilmelidir. Dişlerin iç yüzeyleri, dış yüzeyleri, çiğneyici yüzeyleri ve dilin üstü fırçalanmalı ve ara yüzlerde diş ipliği kullanılmalıdır. Fırçalar, orta derecede sert ya da yumuşak kıllı olmalı ve belirli aralıklarda değiştirilmelidirler. Fırça kıllarının aşınmamış olması ve bakteri taşımayacak bir şekilde muhafaza edilmesi gerekmektedir. Asla başkasının diş fırçası kullanılmamalıdır. diş fırçalama sırasında florürlü bir diş macunu kullanılarak, florürün diş çürüğünü önlemedeki rolünden yararlanılmalıdır. Florürlü macunlara yardımcı olarak aynı zamanda ağız kokusunu gidererek ferahlık ve temizlik hissi veren florürlü gargaralar da kullanılabilir.

 

 

 

Şekerli yiyecekleri ana öğünlerde tüketmeye çalışmak ve yemek aralarında bir şey yememeye gayret etmek de diğer bir önlemdir.

Dişhekimine muntazam aralıklarla başvurmak bir çürüğü önlemek ya da erken yakalamada en iyi yoldur. Ayrıca sıcak ve soğuğa duyarlı dişler ya da ağrılı dişlerde veya tebeşirimsi renkte olan başlangıç çürükleri, kahverengi renklemeler ve oyuklar gibi durumlarda vakit geçirilmeden hekime başvurulması tedavinin şeklini değiş tirecek ve zorluğunu azaltacaktır. 

 

 

 

 

Çürük nasıl tedavi edilir?

 

Diş çürüğünün kendiliğinden iyileşmediğini ve çürüyen yapının tamir olmadığını biliriz. Çürük tedavi edilmezse ilerler. Öyleyse, mutlaka çürük dişi doldurmak gerekir. Henüz diş özüne kadar ilerlememiş çürükler şöyle tedavi edilir:

1. Önce Çürük Temizlenir
Mine ve dentin çok sert yapılardır. Çürüğü temizlerken bu yapıların kaldırılması gerekir. Çürük, “frez

” dediğimiz özel uçlarla temizlenir. Günümüzde çürük, elmas uçlu veya tungsten çeliğinden yapılmış frezlerle temizlenir. Bu frezler yüksek dönülü, hassas motorlara takılır. Bu motorların dönüşü dakikada 300.000’dir. Saniyede, (ya da 2 sayana kadar) kullanılan alet tam 5.000 devir yapar. Ayrıca dönme esnasında hiç titreşim de yoktur. Biraz ağrı olabilir. Çünkü, dentin yüzeyi biraz hassastır ve kişiden kişiye değişen şiddette ağrı duyulur. Bunun çaresi lokal anestezidir. Lokal anestezi ile hiç ağrı duymadan diş dolgusu yaptırılabilir. 

 

2. Temizlenen Çürük Boşluğu Şekillendirilir

 

Diş doldurturken sadece çürüğün temizlenmez çürük etrafında bazı düzeltmeler de yapılır. Çürük boşluğunun genişletilmesi “kavite hazırlama” belirli kurallara göre biyomekanik ve yapısal (morfolojik) zorunluluktan dolayı yapılmaktadır.

Popularity: 18% [?]

Tagged with: , , , ,

Hemoroid Tedavisi

HEMOROİDLERİN GENEL TEDAVİSİ
Hemoroid tedavisinde yöntemler pek çok olup bunlar 3 grupta toplanabilir: 

1 - İlaç ve diyet ile yapılan, konservatif, yani medikal tedaviler 

2 - Az invazif müdahale ile yapılan konservatif tedaviler 

3 - Cerrahi tedaviler 

1) HEMOROİDLERİN MEDİKAL TEDAVİSİ
 Hemoroidlerde en sık görülen şikayet, kanayan veya çamaşırı kirleten ağrılı ve ağrısız anal memelerdir. Ağrı ve kanama mümkünse hemen ilk muayene sırasında giderilmeli; örneğin İNFRARED IŞIN, SKLEROTERAPİ (iğne ile kurutma) LASTİK BANT İLE BAĞLAMA gibi bir yöntem uygulanabilir. Hastaya veya yakınına, evde yapılacak ilaç ve diğer işlemler; spazm yapmış anüsün, sıcak uygulamaları ile yumuşatılması; hijyen ve diyet öğretilir. Henüz yeni cerrahi veya konservatif tedavi geçirmiş veya acil bir müdahale gerektiği halde; buna engeli bulunan akut anal fissür veya hemoroid gibi alevli bir anal patolojisi olan her hasta, ortalama bir hafta süre ile şu ALTIN KURALLARA UYMALI: 

 

1 - Ilık Su Oturma Banyosu

 

 Anal bölgede cerrahi veya medikal her ne patoloji varsa, tedavide birinci ilke, düzenli ılık su oturma banyosu sıcak torba uygulaması yapmaktır. Ağrı durumuna göre, yaklaşık bir hafta süre ile günde, 3 ila 6 kez 20 - 30 dk. ılık suya oturmalı ve daima ılık su ile taharetlenmeli ve ardından, sıcak su torbası üzerine oturmalı. Böylece ağrı, ödem, şişlik ve iltihabi görüntü bir hayli geriler. 

 

2 - Ağrı Kesiciler

 

 Ağrı kesici kullanımı şarttır. Ağrı kesiciler tablet, iğne veya Merhem şeklinde olabilir. Bunlar anal spazmı yumuşatır; ödemi, şişlikleri ve dolayısıyla ağrıyı hafifletir. Gerekirse ağrıyı tamamen gidermek için bir iki gün süre ile günde tek doz ağrı kesici iğne yapılmalı. Ağrıya asla izin verilmemeli, yoksa ağrı, spazmı ve iskemiyi, o da yeniden hemoroidal şişmeyi getirir. 

 

3 - Hemoroid Merhemleri

 

 Başta akut yani alevli durumlar olmak üzere; bütün hemoroilerde müdahale yapılmış olsun veya olmasın merhem kullanılır. Bunlar antiseptik, damar büzüştürücü, ağrı ve ödem ve kaşıntı giderici veya yumuşatıcı etkiler taşır. Merhem seçimi şikayetlerin cinsine, hastalığın derecesine, muayene bulgularına göre değişir. Yanlış merhem kullanımları ile ciddi komplikasyonlar olmasa bile şifa gecikebilir. Örneğin üzeri zedelenmiş ve bu yüzden kanayan veya fissür veya fistül hastalığı olanlarda kortizonlu merhemler tedaviyi olumsuz etkiler veya merhemlerin bir kısmı 2 haftadan daha uzun süre kullanılırsa allerjik kaşıntı ve çevrede sulanma yani medika mentoza yapabilirler. Yine uzun süre merhem kullanmak gerekiyorsa yan tesiri olmayan, vazelinli, kortizonsuz merhemler tercih edilmelidir.

Akut, tromboze ve müdahaleli hemoroidlerde genellikle enfeksiyon olduğu için tedaviye antibiotikli merhem de eklenmelidir. Yoksa enfeksiyon ödem, şişlik ve gerginlik dolayısı ile ağrının şiddetini arttırır ve portal venlerde nadir de olsa pileflebitis denilen ve bağırsaklardan karaciğere uzanan bir yaygın enfeksiyon riski oluşturabilir.

Belirgin bir lokal enfeksiyon varsa reçeteye bir de oral antibiyotik eklenmelidir. Enfeksiyonun baş belirtisi ateş ve üşüme nöbetleri hemoroidlerde soyulma yaraları ve akıntılar ve şiddetli ağrıdır. Merhemler, hastaların ihtiyaç talebine göre günde 2 - 6 kez uygulanır. Uygulama, duruma göre kanülle veya parmakla olabilir. Merhemleri tercihen parmakla, anüs içine, masaj yaparak uygulanmalı. Böylece anal genişleme yapılmış yani spazm çözülmüş olur. Yavaş yavaş ödem ve şişlik azalır. Spazm ve ödem çözülünce ağrılar da azalır. Özellikle tuvaletten sonra merhem kullanımı ihmal edilmemelidir. 

 

4 - Gaitanın yumuşatılması

 

Gaitanın yumuşatılması ve sayısının azaltılması mutlak suretle gereklidir. Hemoroidlerin ve fissürerin oluşması veya alevlenmesinde, gıdaların türü, gaitanın sertliği veya yapışkanlığı, kabızlığın veya sık sık dışkılamanın ve bazen de ishalin olumsuz etkileri olduğu için ishal ve özellikle kabızlık mutlaka düzeltilmelidir. Tuvalete çıkış programlanmalı ve düzene sokulmalıdır.

 

    A) ERKEN DÖNEMDE KABIZLIĞIN VE İSHALİN ÖNLENMESİ: Akut yani alevli hemoroid varsa ağrıyı, ödemi, spazmı ve kanamaları önlemek için anüsü ve hemoroidi tahrişten korumak için gaita çıkış sıklığını azaltmalı, böylece hem kabızlığı hem de ishali tamamen önlemelidir. Bunun için posasız ve baharatsız gıda tüketilmeli ama müshil alınmamalıdır. Her öğünde bir dilim kepekli ekmek ile şu yemek türlerinden ikişer, üçer çeşit alınmalıdır.

 

Süt, peynir, yoğurt, ayran, dondurma, muhallebi, sütlaç, yoğurtlu veya sütlü çorba ve salep gibi süt ürünleri: tarhana, pirinç, un, tel şehriye, tavuk suyu çorbası ve süzme sebze çorbası gibi çorbalar, tahin helvası, revani, pekmez, bal, dondurma, çikolata, un veya yaz helvası gibi kalorisi yüksek tatlılar; kuş burnu, kızılcık, ahu dudu, akra dut, çilek kabuğu soyulmuş şeftali, portakal, mandalina, armut, erik, muz gibi meyve ve bunların marmeladından elde edilmiş şurupları vb. gibi posasız ve baharatsız, sulu gıdalar; az miktarda ceviz, badem, fındık ve fıstık gibi yağlı tohumlardan yemeli.

 

 Her fırsatta özellikle kuru bir şey yiyince bol su veya şurup içmeli; ayrıca merhemler veya hijyenik lavmanlar mümkünse kanül yardımı ile anüs içine verilerek gaita iyice yumuşatılmalı. İshal eğilimi varsa; çay kola, kahve, tuzlu ayran ve ishal giderici ilaç almalı. Çünkü ishal, anüsteki her türlü hastalığı, özellikle ameliyat yaralarını kimyasal olarak tahriş ve tahrik eder, iyileşmeyi geciktirir, ağrılı ve hastalıklı süreyi uzatır, iyileşme süreci uzayan yaralar, darlıklara yani anal stenozlara neden olur. İshalin bir günden fazla uzamasına dahi izin verilmemeli, gerekirse ishal önleyici ilaç alınmalıdır. 

 

   B) GEÇ DÖNEMDE KABIZLIĞIN ÖNLENMESİ: Akut dönemi, yani ağrı ve kanamaları geçmişse, veya hemoroidi kronikleşmişse veya yeni hemoroid oluşumu önlenmek isteniyorsa yine gaita çıkış sayısı ve sertliği azaltılmalı; ancak bu kez perhiz genişleterek bol posalı gıda alınmalı; yani (A) şıkkındaki yiyecek ve içeceklerden çay, kahve ve kola hariç hepsi serbest olup, en başta erik, kayısı, incir, armut, üzüm olmak üzere; kiraz, vişne, kuş burnu ve şeftali vb gibi günde 1 - 2 kg meyva; mümkünse soyulmadan taze, kuru, komposto veya hoşaf şeklinde yenmeli.

Ayrıca başta ıspanak, pazı, labada, semiz otu gibi ot yemekleri; salatalık, domates, kabak, acur, marul, bamya, lahana, pırasa, yeşil soğan, yeşil biber, taze fasulye, taze bakla, börülce, kereviz gibi yeşil sebzelerden günde 1 - 2 kg çiğ ve pişmiş veya salata şeklinde yenmeli; çorbalar ve pilavlar bol sebzeli olmalı veya kişi başına bir kaşık kepek ürünler tercih edilmeli. Her yenilen kuru gıda, meyve, sebze ve yemekten sonra su veya daha da güzeli, erik veya kayısı marmeladından yapılmış hakiki şurup tüketilmeli; kırmızı et, pirinç iyice azaltılmalı, onların yerine beyaz et, bulgur, ceviz, çiğ veya taze fındık ve badem yenmeli. 

 

   C) TUVALET DÜZENİ, BARSAK EĞİTİMİ VE HİJYEN: Hem akut hem de kronik hemoroidlerde ve hem de anal fissürlerde, günde bir veya iki kez ve hep aynı saatte ve ihtiyaç olsa da olmasa da tuvalet çıkılması kabızlığı, anüs tahrişini ve hastalığın alevlenmesini önler. Bağırsaklar daha iyi çalıştığı için sabah uykudan kalkınca, bir büyük bardak erik, kayısı marmeladı suyu, süt veya sütlü bal şerbeti içmeli veya kahvaltı yapmalı veya su içip tuvalete gitmeli. Tuvalet ihtiyacı ve çıkış saati asla ertelenmemeli, yoksa kabızlık giderilemez. Aşırı gaz sorunu, veya çok gazlı cıvık gaita varsa, iyileşme gecikebilir, bu durumda enterkolit veya amip enfeksiyonu araştırılıp, tedavi edilmelidir. Yalnız başına gaz giderici kullanmak sorunu düzeltmez. Hijyen şarttır. Hijyen, anüsün ve etrafının; dışkı ve akıntılardan tamamen  arındırılması yani ideal tahareti demektir ; yoksa çok muharriş olan dışkı ve iltihabi akıntılar, hemoroid, fissür, fistül ve her türlü rahatsızlığı azdırır . Anal kaşıntı ve beklenmeyen ağrılarda emin olana kadar bol ılık su ile temizlenmeli . İyileşme yoksa fistül, fissür, proktit veya mantar enfeksiyonu gibi bir başka neden araştırmalı.

 

 

 

2) HEMOROİDLERİN, AZ İNVAZİF  AĞRISIZ YÖNTEMLERLE, PRATİK TEDAVİSİ

 

Ruber bant ligasyon , yani lastik bant ile boğma.

 

İnfrared ışın ile koterizasyon veya kısaca fotokoagulasyon veya halk deyimi ile LASER. 

 

Sklerozan ilaçlarla , yani iğne ile kurutma.

 

   En moda, gerçekten de etkili, ucuz, pratik, az ağrılı ve hatta tamamen ağrısız ve en çabuk sonuç veren yöntemlerdir. I. - II. derece hemoroidlerin tamamı, III. derece hemoroidlerin %70′i ve bütün hemoroidlerin ise %90′ı bu yöntemlerle tedavi edilebilir. Bununla beraber başarıyı arttırmak için  1) maddenin (a) şıkkı en az 1 hafta ve duruma göre nüks eğilimi varsa (b) şıkkı, tedaviye eklenmeli, tahrik ve tahriş edici başka sebepler varsa onlar da giderilmelidir. Her üç metodun uygulama alanı ve etkinlik derecesi aynıdır. Ancak meşhur tabir ile “en iyi yöntem, kişinin en iyi becerebildiği yöntemdir “. Bununla beraber her birinin diğerine üstün veya hastaya göre tercihe şayan tarafları vardır. Örneğin infrared koagulasyon çok pratik, en az ağrılı veya ağrısız ; ancak en pahalı yöntemdir . Hepsinde 1 hafta sonra kontrol ve bazan ikinci kez müdahale gerekebilir , hiç bir mahzuru olmadan, poliklinik şartlarında tekraren uygulanabilir.

 

a-Infrared koagulasyon: LASER ışık gurubuna yakın , zaman ayarlı bir sıcak ışık olup , çok iyi kontrol edilebilir ; 1-2 saniyede kanamaları durdurabilir ve  1-3 saniyelik uygulamalarla I. - II. ve bazı III. derece hemoroidleri 1 hafta içinde sorun olmaktan çıkarır . En yeni ve en pahalı yöntemdir .                                                                                                             

 

 

 

 

 

 

Şekil 1 : İnfrared koagülator cihazı

 

Şekil 2 : İnfrared koagülasyonun uygulama yeri

 

Şekil 3 : İnfrared koagülasyonun uygulama yeri

b-Skleroterapi : Akut veya alevli olmayan I. ve II. bazen de III. derece hemoroidlerin başta POLIDOCANOL olmak üzere çeşitli sklerozan ilaç injeksiyonları ile nedbe oluşturarak büzüştürülüp anorektal duvara, eski yerine fikse edilmesi yani yapıştırılmasıdır. Hemoroidin büzülüp kaybolması bir iki haftayı alır. Ancak hemoroid veya başka nedenle bir kanama varsa bir kaç dakikada durur. İşlemden önce ve sonra antisepsi ve uygun merhem ile topikal anestezi yapılır. Başka işlem yapılmaz. Bazen iğne yapılan yerde birkaç gün devam eden az ağrılı bir şişlik oluşabilir veya et suyu şeklinde az bir akıntı olabilir. Bu gibi durumlarda hastanın ihtiyacına göre 1. maddedeki şıklara kısmen veya tamamen  uyması öğütlenir ; örneğin 1 hf süre ile posasız , sulu gıda yemesi önerilir . Bir hafta sonra , ihtiyaca göre mükerrer kez injeksiyon yapılabilir. Ehil ellerde yapılan skleroterapi , infrared koagulasyon ve bant ile bağlama yöntemi gibi küçük müdahalelerin hiç birinde gaita kaçağı v.b. gibi komplikasyonlar olmaz ; hastane ve evde yatmayı gerektirmez , işinden , mesaisinden alıkoymaz .

 

c-Lastik bant ile bağlama : Tromboze  olmayan, örneğin sık sık kanayan  I. derece ve II. bazen  III. , daha az olarak da IV. derece iç hemoroidlerin pratik tedavisinde uygulanır. Eksternal hemoroidlere lastik bant uygulanmamalı , yoksa çok ağrı yapar . Bağlanan hemoroid pakesi bir iki gün içinde eriyerek söner ; bant düşer;yerinde,pek belirti vermeyen, küçük bir yara kalır;o da bir haftada kaybolur.Bu süre içinde arasıra çamaşıra bulaşan , et suyu şeklinde az bir akıntısı olabilir . Daha fazla sorun olmaması için , 1 hf poasız , sulu gıda yemesi önerilir . Anestezi veya önemli bir ön hazırlık gerektirmez .

 

 

 

3) HEMOROİDLERİN CERRAHİ TEDAVİSİ

 

Hemoroid tedavisinde cerrahinin yeri %10′dan az olmalıdır . Çünkü cerrahi girişimlerde , özellikle ehil olmayan ellerde , genelde 1-2 hafta süren şiddetli ağrılar  ve beklenmeyen komplikasyonlar olabilir . Cerrahi girişimler , genel anestezi , yani narkoz ve hastanede yatış, önceden müshil ve lavman ile barsak temizliği ve ayırıcı tanı için rektosigmoidoskopi gibi zahmetli bir ön hazırlık yapmayı gerektirir. Hele regional enterit (Crohn hastalığı) gibi yakın organları da tutabilen, kronik iltihabi bir barsak hastalığı da varsa, iyileşme  geç ve sorunlu olur. Örneğin darlık, kaçak, abse, fistül, müküslü akıntı gibi sorunlar eksik olmaz. Ancak şu hallerde cerrahi isabetli veya kaçınılmaz olur.

 

Anüs içine itilemeyen ağır IV. derece , akut veya kronik hemoroidler.

 

Tromboze , yani pıhtı oturmuş , ağrılı hemoroidler.

 

Çamaşırı kirleten , akıntı ve kaşıntı yapan fissür , skin tag  , rektal polip , Condyloma accuminatum.

 

v.b. gibi zaten cerrahi tedavi gerektiren ek bir anal  hastalığı olanlara cerrahi girişim mecburidir. Cerrahi girişimlerin  avantajları  daha etkili ve daha kalıcı netice vermeleridir. Ancak daha sıkıntılı ve pahalı, daha meşgul edici, daha ağrılı ve istenmeyen yan etkileri daha fazladır.  Tecrübeli ve ehil ellerde, hem cerrahi, hem de konservatif tedavilerin de başarı şansı yüksek ve komplikasyon oranı azdır. Hemoroidlerde başlıca cerrahi yöntemler şunlardır.

 

Whitehead’in tarif ettiği şekilde ,  anal mukozanın çepeçevre tamamen çıkarılması.

 

Eisenhammer’in tarif ettiği şekilde , hemoroidlerin submukozal olarak çıkarılması.

 

Milligan ve Morgan’ın tarif ettiği şekilde , hemoroidlerin açık olarak çıkarılması.

 

Hemoroidlerin yarı açık veya yarı kapalı şekilde çıkarılması. 

 

Parks’ın tarif ettiği şekilde , hemoroidlerin , klemplenerek eksize edilip yaranın kapalı bir şekilde sütüre edilmesi.

 

 

 

HEMOROİD AMELİYATINDAN (CERRAHİ TEDAVİDEN) SONRA YAPMANIZ GEREKENLER

 

1- Hemoroid müdahalesinden sonra, tedbir alınmazsa birkaç gün ağrı olabilir. Ağrı gelmemesi için 3-5 gün süre ile 8 saatte bir ağrı kesicinizi, meyve suyu ile birlikte içmeye başlayın. Ağrı başlayacak gibi olursa veya gece yatmadan önce kalçadan ağrı kesici iğneninizi  yaptırın. Ağrı geçmezse bir bardak  tuzlu ayran içtikten sonra ikinci bir ağrı kesici iğne yaptırın

 

2- Ağrı gelmemesi için bir başka pratik yöntem ılık su oturma banyolarıdır. İyileşene kadar veya ağrı tehdidi olduğu sürece, 7-10 gün süre ile, fırsat buldukça veya günde  3-6  defa ılık su içine 10 dk süre ile oturun. Sudan kalkarken merheminizi parmakla en içeriye sürün, sıkmış olan anal kasları gavşetin.  Çünkü ağrının nedeni anal kasların aşırı sıkması, yani spazm yapmasıdır.

 

3- Ağrı gelmemesi için, İlk 2-3 gün, tuvalet ihtiyacı hissedince HEMEN TUVALETE GİTMEYİN. Operasyon etkisi ile yalancı bir tuvalet hissi gelebilir. Bu his tuvalete oturunca  artabilir, ağrıya dönüşebilir. Dolayısı ile ilk günler tuvalet için ılık su içine oturun, ıkınmadan 10 dk  bekleyin, kendinizi gevşetin çıksın; zorlarsanız ağrı veya az da olsa kanama olabilir. Kanama olması halinde kanamayı görünce hemen kalkın. Bir fincandan fazla kanamalarda hemen uzanıp yatın, bir bardak tuzlu ayran için ve bizi haberdar edin.

 

4- Günde 3 defa olmak üzere, tok karnına hemen MELİSA veya REZENE ve FORM ÇAY içmeye başlayın ve ömür boyu devam edin. Ancak ishal olursanız, Form çayı günde bire indirin, Melisa içmeye devam edin. Melisa ve form çaya başka bitkisel çayları da katabilirsiniz.

 

5- İlk 3 gün tavuklu, sebzeli, pirinçli, şehriyeli, mercimekli veya sevdiğiniz her tür çorba, az miktar ekmek, yoğurt, süt, az tuzlu ayran, yumurta, peynir, tereyağı, bal, reçel, açık çay, taze meyve suları, soyulmuş meyveler, püreler gibi posasız gıdalar tüketin.

 

6- POSALI DİYET: Dördüncü günden itibaren, ömür boyu devam etmek üzere, POSALI DİYET e başlayın. Bütün yeşil ve kuru sebzeler; özellikle ıspanak, bamya, pırasa, lahana, kereviz, patates, domates, patlıcan, acı ve tatlı biber, soğan, taze ve kuru fasulye, nohut, mercimek, bezelye, bulgur ve kepekli ürünler posalıdır. Bütün taze ve kuru meyveler; özellikle erik, armut, kayısı, incir, hurma, kabuklu elma, mandalin ve portakal ayrıca  hoşaflar ve kompostolar da posalıdır.

 

7- POSASIZ YİYECEKLERİ KISITLAYIN: Çay, kahve, kola, alkol, gazoz gibi soğuk meşrubat, gofret ve çikolata, bisküvi, kurabiye, pasta, krema, beyaz ekmek, sade makarna, sade su böreği gibi  beyaz unlu mamuller sade kebap, sade kırmızı et, sade kaşar ve muz gibi posasız ürünleri kısıtlayın.

 

8- Müdahaleden 2-3 hf sonra halen dışkılamada anal ağrılı zorlanma, birkaç damla kanama, anüsün kenarında sabit bekleyen hassas bir memecik var ise anal fissür yani iyileşemeyen anal yaracık söz konusudur. Bu durumda ılık su oturma banyolarına ve parmakla anüs kaslarını gevşetmeye tekrar başlayın.

Popularity: 58% [?]

Tagged with: , , , , , , , ,

Romatizma Tedavisi

Vücudumuzun hareket etmesini sağlayan kaslar, kemikler, eklemler ve bu yapıları birleştiren bağlarda 

 

ön planda ağrı ve hareket kısıtlılığına bazen de şişlik ve şekil bozukluğuna neden olan hastalıklara genel olarak romatizma adı verilmektedir.

 

Romatizma tek bir hastalık değildir. 200′e yakın hastalık bu sınıfa girer.İltihaplı romatizmalar (Romatoid artrit, Still Hastalığı, Sistemik Lupus Eritematozis, Skleroderma, Polimiyozit, Dermatomyozit, Behçet hastalığı ve diğer vaskülitler, Spondilitle birlikte olan artritler) Kuru romatizmalar (Dejeneratif eklem hastalığı), Mikrobik ajanlara bağlı olanlar, Metabololik ve endokrin hastalıklara bağlı olanlar, Tümörlerle beraber olan romatizmal hastalıklar, Sinir sistemi hastalıkları, Eklem dışı romatizmalar(yumuşak doku romatizmaları) ve sınıflandırılamayanlar. Eklem romatizmaları; osteoartrit (kireçlenme), romatoid artrit(iltihaplı eklem romatizması), yumuşak doku romatizmaları (fibromiyalji, MAS, bel sırt ve boyun ağrısı ) bunlar arasında en sık görülenleridir. Kalıtsal özellikler (genetik yatkınlık) bazılarında önem taşır.

 

Romatizmal hastalıklar genel olarak kadınlarda daha sık görülmekte ve yaş ilerledikçe sıklığı artmaktadır. Bununla birlikte erkeklerde daha sık görülen (gut, ankilozan spondilit) ya da ön planda gençlerde görülen (sistemik lupus eritematozus, ankilozan spondilit) hastalıklar da vardır. Romatizmal hastalıklar çocukluk çağında da görülebilir.

 

Romatolojik hastanın en sık yakınmaları ağrı, halsizlik, yorgunluk ve tutukluktur. Bu ağrı eklem veya eklem dışında olabilir. Hastalıklı eklemde ağrı uzun süren hareketsizliği izleyen devrelerde daha belirgin olarak hissedilir. Bu bakımdan sabahları hastalar eklemlerini çok zorlukla hareket ettirirler. Sabah sertliği de denen bu olayın süresi hastalığın tanısında çok önemlidir. 15 dakikadan az süren sabah sertliği normal insanlarda da özellikle ileri yaşlarda görülebilir.

 

Eklemde olduğu zaman iltihap belirtileri ile beraberdir( şişme, kızarıklık gibi) (artrit), veya sadece ağrı vardır (artralji). Uzun süren artritler eklemlerde şekil bozukluğuna ve eklemin hiç hareket edememesine yol açabilirler. Eklemlerin yapısının, özellikle kıkırdağın bozulması (dejenerasyon) ile seyreden ve halk arasında kireçlenme olarak da adlandırılan osteoartrit (artroz) en sık görülen eklem hastalığıdır. En çok diz ve kalça eklemlerini etkiler, çok sayıda eklemi tutması nadirdir. Genellikle kırk yaşından sonra görülür. Bu hastalıkta ağrı genellikle hareket sonrasında ortaya çıkar, sabah yoktur. Bir çok hasta kendini kuru ve sıcak günlerde daha iyi, soğuk ve rutubetli günlerde daha kötü hisseder.

 

Bazı iltihaplı romatizmal hastalıklar kas-iskelet sistemi dışında derimizi (kızarıklık, döküntü), iç organlarımızı (akciğer, böbrek, beyin vb.) etkileyebilir. Romatizmal hastalıklarla beraber olabilen eklem dışı şikayetler ise şunlardır: Zayıflama, iştah kaybı, ateş, göz yakınması(kırmızılık, kaşınma, bulanık görme), karın ağrısı, ishal (özellikle kanlı), yan ağrısı, göğüs ağrısı, saç dökülmesi, güneş ışığına aşırı duyarlılık, deri döküntüsü, kuru ağız ve göz, ağız içi yara ve aft, bel ve sırt ağrısı, topuk ağrısı olabilir.

 

Eklemlerde bulunan zarın (sinovya) ve daha sonra eklemin iltihaplanmasının ön planda görüldüğü romatoid artrit yıllar içinde eklemlerin tahrip olmasına yol açabilen, sık görülen, müzmin bir hastalıktır. Çok sayıda eklemde iltihap görülür. Tüm vücudu etkileyen (sistemik) ve iç organları da tutabilen bir hastalıktır. Erken teşhis edilmesi ve uzun süre ilaçlarla tedavi edilmesi gerekmektedir.

 

Omurga ve leğen kemiği eklemlerini tutan müzmin romatizma hastalığı ise ankilozan spondilit adını alır. Genç erkeklerde daha sık görülür. Tedavi edilmemesi omurga hareketlerinde kısıtlanmaya yol açabilir.

 

Romatizmal hastalıklar vücudun her bölümündeki eklem kas damar ve sinir dokularını tutabilir. Baş, boyun, sırt, bel ve diğer eklemlerin ağrı ve tutukluklarının da kökeninde büyük bir olasılıkla önemli bir romatizma başlangıcı vardır.

 

Romatizmal Hastalıklarda Tedavi

 

Romatizmal hastalığın tedavisi hastalığa ve hastaya göre değişir, her hastaya kişisel bir

 tedavi planı yapılması gerekir. Doktor tarafından önerilmeyen tedaviler yararsız ve tehlikeli olabilir, uygun tedavinin yapılması gecikebilir hatta hastalığın ilerlemesine neden olabilir.

 

Romatizmal hastalıklarda da en uygun tedavinin yapılabilmesi için hastalığa erken ve doğru t

eşhisin konulması gereklidir. Romatizmal hastalıklara erken dönemde teşhis konulması güç olabilir ve hastanın bir süre konunun uzmanı tarafından tetkik edilmesi ve izlenmesi gerekebilir. Romatizmal hastalıkların belirtileri zaman içinde değişiklik gösterebilir. Şikayetin olmadığı veya çok azaldığı dönemleri hastalığın alevlenip şikayetlerin arttığı dönemler izler.

 

Romatizmal hastalıkların bir bölümü çok uzun süre devam edebilir, bazılarının tedavisi uzun sürebilir ve zordur. Bu hastalıklara müzmin (kronik) hastalıklar denir. Bu hastalara tedavi de verilen ilaçlar ve fizik tedavilerin doktor kontrolünde sürekli alması gereklidir. Yapılan tedaviler hastalığı tamamen yok etmese dahi hastalığın ilerlemesini önleyerek günlük yaşamın ağrısız ve rahat olmasını sağlamayı amaçlamaktadır.

 

Eklemlerdeki yükü artıran fazla kiloların verilmesi, doktor tarafından önerilen egzer

sizlerin düzenli yapılması veya damar yapısını bozan sigara kullanımının bırakılması bazı romatizmalı hastalar için çok öne

mlidir.

 

Romatizmalı hastaların hastalıkları, kullandıkları ilaçlar ve ilaçların olası yan etkilerini bilmesi hasta açısından çok önemlidir.

Popularity: 15% [?]

Tagged with: , , , , , , ,

Bademcik İltihabı Tedavisi

BADEMCİK (tonsil) NEDİR?
Bademcikler, boğazımızın her iki yanında bulunan yapılardır. Bademcikler,boğaza giren bakteri ve virüs cinsi mikropları yakalarlar ve vücudun mikroplarla savaşmasına yardımcı maddeler olan antikorları üretirler. Bademcikleri, çocuğunuzun boğazına bir fenerle bakarak görebilirsiniz.

Bademcik iltihabı (tonsillit), bademciklerin mikroplarla karşılaşması ve şişmesi sonucunda gelişir. Eğer çocuğunuzda sürekli veya sık tekrarlayan bademcik iltihabı varsa, doktorunuz bademciklerin alınmasını önerebilir. Çocuklar bademcikleri alındıktan sonra daha sık hastalanmazlar; çünkü, vücutta bademcik gibi görev yapan başka dokular mikroplarla savaşan maddeleri yeterince üretebilirler.

BADEMCİK İLTİHABININ (tonsillit) BELİRTİLERİ NELERDİR?
Çocuğunuzda bademcik iltihabının aşağıdaki belirtilerinden biri veya birkaçı bulunabilir :

boğaz ağrısı
yutkunma sırasında ağrı veya rahatsızlık hissi
kötü ağız kokusu
ateş
sesinde çatallanma
boyundaki lenf bezlerinde şişme

Eğer çocuğunuzun boğazına bakarsanız, bademciklerin kızarmış ve şişmiş olduklarını görebilirsiniz. Bazen de, bademciklerin üzeri beyaz veya sarı renkli bir maddeyle kaplanmış gibi olabilir. Çocuğunuzun bademciklerinin iltihaplı olup olmadıklarını anlamayabilirsiniz; eğer bademcik iltihabından şüpheleniyorsanız doktorunuza başvurunuz.

BADEMCİK İLTİHABININ TEDAVİSİ / AMELİYAT NE ZAMAN GEREKLİ?
Antibiyotikler sayesinde artık her bademcik iltihabının standart tedavisi, eskiden olduğu gibi ameliyat değildir. Ancak, sık tekrarlayan boğaz ağrısı ve bademcik iltihabı halinde bunu bir doktorun değerlendirmesi gerekir. Doktorunuz streptokok enfeksiyonu olup olmadığını araştırmak üzere boğaz kültürü yapılmasını isteyebilir. Streptokoklar, iltihaplanmaya neden olan bakteri türü mikroplardır. Bakterilerin neden olduğu iltihaplarda da antibiyotik tedavisi iyi sonuç verir.

Doktorunuz aşağıdaki durumlardan biri veya birkaçının bulunması halinde bademcik ameliyatı önerebilir.

çocuğunuzun solunumunu engelleyecek derecede bademcik-lerin büyümüş olması
çocuğunuzda yutkunma güçlüğü bulunması
sık tekrarlayan boğaz ağrısı
sık tekrarlayan boğaz iltihaplanması
bademcik iltihabının orta kulak iltihabı, sinüzit, vs. gibi kompli-kasyonlara neden olması

BADEMCİK AMELİYATI(tonsillektomi) SIRASINDA NELER OLUR?
Ne kadar sık yapılıyor veya basit görünüyor olursa olsun, her ameliyat çocuk ve ebeveynler için genellikle korkutucudur. Onu nelerin beklediğini anlatarak, çocuğunuzun kendini ameliyata hazırlamasına yardımcı olabilirsiniz.
Bademcik ameliyatında
çocuğunuz, genel anestezi verilerek uyutulacaktır. Bu, ameliyatın bir ameliyathanede yapılacağı ve çocuğunuzun ameliyat sırasında bir anestezi uzmanı tarafından izleneceği anlamını taşır.
çocuğunuz yaklaşık 20-30 dakika süreyle uyuyacaktır.
cerrah, bademcikleri çocuğunuzun ağzının içinden alacaktır. Bademcik ameliyatı için deride bir kesi yapılmasına gerek yoktur.
cerrah, bademcikleri bulundukları yerden bazı kesiler yaparak çıkartacak ve kanamayı durduracaktır.

Çocuğunuz uyanma odasında ayılacaktır. Solunum güçlüğü veya kanama belirtisi olması halinde tekrar ameliyathaneye alınması gerekebilir. Genellikle hastanede toplam kalış süresi 5-10 saat arasında olmaktadır. Yeterli sıvı gıda almaya başlamayan, 3 yaşın altında olan ve bayılma nöbetleri gibi sürekli bir hastalığı bulunan çocuklar hastanede bir gece kalacaktır.

Popularity: 24% [?]

Tagged with: , , , , , , , , , , ,

Terleme Tedavisi

Terleme hangi boyutlara ulaştığında aşırı terleme olarak kabul edilir?Terleme vücut ısımızın kontrolünü sağlar. Normalde bir kişi terleyerek günde 400-500 ml sıvı kaybeder. Bu miktarın üzerinde olan ve piyasada satılan terlemeyi önleyen ürünlerle giderilemeyen terleme aşırı terleme olarak kabul edilir.

 

Aşırı terlemenin nedenleri nelerdir? Stresli olduğumuz zamanlarda sinir sisteminin sempatik sistem denen özel bir bölümü çalışır ve terlemeye neden olur. Ama insanların % 1′inde bu sistem hiç bir stres olmadan aşırı çalışmaktadır. Bu kişilerde terleme el, ayak tabanı, koltuk altı ve yüzde görülebilir. Bunun dışında tiroid bezinin aşırı çalışması, böbrek üstü bezinden kaynaklanan bazı hastalıklar, şişmanlık, menapoz, ağır psikiatrik hastalıklar ve bazı ilaçların kullanımı sonucu terleme gelişebilir.

 

Aşırı terlemesi olan kişiler nasıl tedavi edilir? Öncelikle hastanın terlemeye neden olabilecek bir hastalığı olup olmadığı araştırılır. Her hangi bir hastalık saptanırsa, öncelikle bu hastalık tedavi edilir. Örneğin aşırı kilosu olan hastalar zayıflama tedavisine alınır. Hastanın az terleten kıyafetler seçmesi tavsiye edilir. Öncelikle terlemeyi giderici maddeler içeren (aluminyum hidroksit) kullanılabilir. Bu kremler hergün uygulanmalıdır. Bu ilaçların yanma ve tahriş gibi yan etkileri vardır. Bu kremlerin etkili olmadığı durumda cerrahi dışı yöntemler denenir.

Bu tedavi yöntemleri nelerdir?Bu yöntemlerden ilki avuç içi ve ayak tabani terlemeleri için kullanılabilen iyontoforez tedavisidir. Bu yöntemde su banyosu içinde el ve ayaklara minimal düzeyde elektrik akımı verilir. Hafif ve orta şiddetteki vakalarda oldukça etklidir. Tedavide başarı oranı %85-90 arasında değişir tedavi yaklaşık bir ay sürer, toplam 6-8 uygulama yapılır.

Diğer bir yöntem Botox denen deri altına enjeksiyonudur. Botox ter bezlerini çalıştıran yüzeyel deri sinirlerinde felç yaparak etkili olur. Koltuk altı, el ve ayaklara uygulanabilir. Oldukça etkili yan etkisi olmayan bir tedavi yöntemidir. İlacın etkisi 8-12 ay devam eder. Bu sürenin bitiminde yeniden enjeksiyon yapmak gerekir.

Popularity: 9% [?]

Tagged with: , , , , ,

Böbrek Taşı Tedavisi

Böbrek taşı taş tedavisi
Böbrek taşı olağan koşullarda idrarda çözünmüş maddelerin çökelerek sert birikinti parçacıkları oluşturmasıyla ortaya çıkar. Böbrek taşı oluşumuna yol açan bu maddelerin başlıcaları ürat, oksalat ve kalsiyum fosfat gibi bileşiklerdir.

Taşın oluşum yerine göre değişen hastalık belirtileri ortaya çıkabilir. Taşlar böbrek çanaklarına (kaliks) ya da havuzuna (pelvis) yerleşebilir. Ayrıca siyek (üretra), idrar kesesi ve idrar borularında da (üreter) bulunabilirler. Böbrek taşı sayılarına, bulundukları yerlere ve kimyasal yapılarına göre sınıflandırılmaktadır. Az sayıda ve küçükseler yuvarlak, idrar kesesi taşında olduğu gibi çok sayıda ve birbirlerine sürtünüyorlarsa köşelidirler, îri olmaları böbrek çanağı ve havuzu gibi boşluklarda oluştuklarım gösterir. Boyudan ise çok küçük olanlardan bütün böbrek boşluğunu dolduracak iriliğe ulaşanlara kadar değişir.

Böbrek taşının nedenleri :
Böbrek taşı bazen bir metabolizma bozukluğuna bağlı olarak gelişir, bazen de kalıtsal yolla ortaya çıkar. Taşın oluşma nedeni idrar yoğunluğunun artması ya da çözünmüş maddelerin idrarda aşın miktarda bulunmasıdır.

Taş oluşumuna yol açan metabolizma hastalıktan için böbrek kaynaklı asidoz (asitlik düzey inin yükselmesi), kalıtsal hastalıklar için ise sistinüri (şistin gibi gibi amino asitlerin idrarda aşın artması) örnek olarak verilebilir. Ama böbrek taşı olgulannın yüzde 70-80′e varan bölümünde kesin bir neden gösterilemez. Taş oluşumu genellikle kalıtsal ve başka bazı belirleyici etkenlere bağlanır. Bunlar arasında idrarda kristalleşme eğilimi olan maddelerin bulunması; idrar akışımn bir engel yüzünden durması; idrarın asillik (pH) derecesinin değişmesi, idrar yollannın iltihaplanması gibi çökelti oluşturacak maddelere uygun fiziksel ve kimyasal ortamın hazırlanması; çevrelerinde çökelmeyi kolaylaştıracak bir öz oluşturan bakteri, hücre artıkları gibi maddelerin varlığı sayılabilir.

Kendi basma taş oluşumuna neden olan tek hastalık birincil hiperparatiroidizmdir. (paratiroit bezinin aşırı çalış-ması). Kanda ve idrarda kalsiyum düze-yinin artması kalsiyum fosfat taşlannın oluşmasına uygun ortamı hazırlar. Kalsiyum taşı ise bütün böbrek taşlannın yüzde 50-80′ini oluşturur. En sık görülen böbrek taşlan grimsi kırmızı renkli kalsiyum oksalattan oluşur. Bunu beyaz renkli kalsiyum fosfat ve sanmsı kahverengi kalsiyum ürat taşlan izler.

Gut (damla) hastaları gibi idrarlannın asit derecesi yüksek olanlarda kahverengi ürik asit taşına oldukça sık (bölgelere göre yüzde 5-33)rastlanır. Ender görülenlerler arasında ise yeşilimsi şistin ve sarımsı kahverengi ksantin taşlan sayılabilir. Böbrek havuzunda oluşan taş, çok büyük değilse, idrar borusu yoluyla idrar kesesine iner. Burada prostat büyümesi gibi idrar çıkarmayı güçleştiren koşullar oluşmuşsa, daha da irileşebilir ya da idrarla birlikte keseden atılır. Öte yandan böbrek taşlan idrar kesesine inmeden böbrek havuzu ağzında ya da idrar borusunda takılıp kalabilir. Bu durumda bazen böbrek tıkanıklığı ortaya çıkabilir.

Böbrek taşının nedenleri :
Böbrek taşı uzun süre belirti vermeyebilir ya da son derece önemsiz yakınmalara yol açar. Değişik şiddette ağn ile idrann kumlu çıkmaya başlaması böbrek taşım düşündürür. Hastalığın temel belirtisi “böbrek koliği” denen tipik sancıdır. Bu birden başlayan şiddetli ağn nöbetlerine, içinde taş bulunan idrar borusu duvannın spazm biçiminde kasılma-lan ya da taşla tıkanmış böbrek havuzunun gerilmesi aniden başlayan şiddetli ağrı nöbetlerine yol açar.

Önceleri aralıklı gelen, daha sonra süreklilik kazanan sancılar genellikle ilk olarak bel bölgesinde duyumsamr. Buradan idrar yolları boyunca yayılan ağrı makat çevresinde, erkekte erbezleri ve kamış basında, kadınlarda büyük dudaklarda, ayrıca kasık, uyluk içi ve bazen göğüs altı ve kürek kemiklerinde görülür. Ağnnm en şiddetli olduğu dönemde huzursuzluk, bunaltı, soğuk ter, bel kaslannda kasılma, bulantı ve kusma görülür.

Hasta taş düşürüyorsa, taşın dar siyek (üretra) kanalından geçerken yarattığı ağn son derece şiddetlidir. Taş düşürüldükten hemen sonra hasta rahatlar ve ortaya çıkmış olan bütün belirtiler kaybolur. Ağrı sırasında çıkanlan idrar miktan az ve belirgin biçimde kanlıdır. Taşm böbrek havuzuna dönmesi ya da idrar kesesine inmesiyle belirtiler hafifler. Belde hafif bir dolgunluk duygusun-dan başka yakınmaya yol açmayan iri böbrek taşlan da olabilir. Bu çelişkili durumun nedeni büyük taşlann böbreğin bir bölgesinde hareket edemeyecek biçimde sıkışmış olmasıdır. Bu olgularda kesin tanı koymak her zaman kolay olmaz.

Böbrek taşının tedavisi :
Böbrek taşının tedavisi üç aşamada yapılır: Ağn tedavisi; taş oluşumuna zemin hazırlayan ya da yol açan genel koşulların tedavisi; böbrek işlevlerim bozan ve/ya da sürekli ağn yapan taşın cerrahi tedavisi. Sancı biçiminde başlayan şiddetli ağn sıcak uygulamasıyla ya da spazm çözücü, iltihap ve ağn giderici ilaçlarla dindirilmeye çalışılır.

Böbrek taşından korunma :
Bütün taş türlerinin zamanla yeniden oluşması sık görülen bir durumdur. Kalsiyum taşı olgularının yüzde 20-30′unda bir yıl içinde yinelenme görülmektedir. Bu nedenle bütün böbrek taşı hastalannda ayrıntılı incelemelerin yapılması zorunludur. Böylece birincil hiperpara-tiroidizm, böbrek kaynaklı asidoz, sistinüri ve enfeksiyon gibi belirli bir hastalığa bağlı olarak gelişen böbrek taşı olguları saptanmalı tıbbi ve cerrahi tedavi buna göre yürütülmelidir.

Böbrek taşı tanısında ultrasonografi gibi hastaya zarar vermeyen tanı yöntemleri başka amaçlar için de kullanılabilir. Bazı durumlarda böbrek taşı, yoğun tedavi gerektiren ağır bir genel hastalığın ilk belirtisi olabilir. Böbrek taşı bir yandan iş saati kaybı, doktor ve ilaç masrafları, ultrasonografi ve cerrahi tedavi harcamaları gibi hastaya ekonomik ve sosyal yük getirirken, bir yandan da dayanılmaz sancılar ve enfeksiyonlarla zor bir dönem yaşatır.

Ultrasonla taş kırma ile tedavinin birkaç kez uygulanması sonucu böbrek işlevlerinin uzun dönemde nasıl etkileneceği iyi bilinmemektedir. Ama yapılan araştırmalarda böbrek taşı hastalanrın yüzde 70′i aşan bölümünde özel bir işlev bozukluğuna rastlanmamıştır. Kalsiyum ve ürik asit atdımında artış, idrar asitliğinin yükselmesi gibi idrar bozuklukları laboratuvar incelemeleriyle ortaya çıkartabilmektedir.

Laboratuvar incelemelerinde elde edilen bilgilerin İşığında metabolizma bozukluklanna yönelik tedaviler uygulanabilir. Ama bu tedavilerin böbrek taşı oluşumunu önleyici etki yaptığı henüz kesin olarak kanıtlanamamıştır.

Unutulmaması gereken iki önemli nokta vardır:
l) Olguların yüzde 60′ını aşan bölümünde hastaların bol sıvı almasıyla böbrek taşı oluşumu önlenebilir: 24 saatte 1,5-2 it idrar çıkarmak için en az 3-4 it sıvı alınması böbrek taşının önlenmesinde çok yararlıdır. Doğal olarak, sıvı alımınm kısıtlandığı kalp yetmezliği, yüksek tansiyon gibi durumlarda bu yöntem uygulanamaz. Ayrıca kalsiyum, oksalat ve pürince zengin besinlerden kaçınmak gerekir.

2) Böbrek taşı yavaş gelişmesinin doğal sonucu olarak kronik bir hastalıktır. Hastanın sürekli olarak doktor denetiminde kalması yararlıdır. Nedeni bilinmeyen böbrek taşı olgulannda idrarda ortaya çıkan yüksek kalsiyum düzeyi idrar söktürücü (diüretik) ilaçlar yardımıyla denetlenebilir. Bu uygulamayla birlikte tuz alımı azaltılarak sodyumun tedaviyi engelleyici etkisi giderilir, idrarında ürik asit ve oksalat düzeyi yükselmiş hastalarda 24 saatte 300 mg allopurinol verilmesi oldukça yararlıdır.

Popularity: 29% [?]

Tagged with: , , , , , , ,

Bebeklerde Diş Bakımı

Diş oluşumu anne karnında 30- 34. günde başlar bu yüzden annenin beslenmesi, aldığı ilaçlar, geçirdiği hastalıklar bebeğin dişlerinin zayıf yada kuvvetli yapıda oluşunu etkiler. Daimi dişlerin gelişimi ise doğum anında başlar, bebeğin geçireceği hastalıklar, alacağı ilaçlar ve beslenmesi de ileride diş yapısın etkiler.

Ortalama 6 aylıkken bebekler ilk dişlerini çıkarırlar. Dişler çıkmadan önce bebeğin salyasında artış, dişetlerinde tümsekleşme, dişlerin kaşınması, bebekte huzursuzluk,uykusuzluk vb tablolar izlenir. Bu dönemde bebeğin dişlerini kaşımak amacıyla her bulduğu şeyi ağzına götürmesi sonucu ishal ve ateşte artma sıklıkla görülen şikayetlerdir.

Bu dönemde bebeğin kaşıntısını rahatlatmak için kalın kesilmiş, bebeğin kopartamayacağı şekilde kesilmesine dikkat edilmelidir, havuç, salatalık gibi soğutulmuş sebzeler, yine buzdolabında soğutulmuş diş kaşıyıcıları bebeğe verilebilir. Bebekteki rahatsızlık bu şekilde geçmiyorsa çocuk doktorunuza veya diş hekiminize danışarak tavsiye edecekleri anestezikli krem kullanılabilir.

Dişlerin sürmesiyle birlikte diş bakımı başlamalıdır. Her beslenmeden sonra temiz ıslak bir tülbent ile dişler silinmelidir. Bebekleri bala batırılmış emzik, şeker veya bal ile tatlandırılmış sütle uyutmaktan kaçınmalıdır. Bebek beslendikten, uyuduktan sonra mutlaka emzik yada biberon ağızdan çekilmeli ve dişler temiz bir tülbent yardımı ile temizlenmelidir.

Süt dişlenme 2 –3 yaş gibi tamamlanır. Bu süre içinde doktorunuzun tavsiyesi doğrultusunda çocuğunuzun diş sağlığı açısından gerekli kalsiyum ve floru takviye etmek gerekir. Flor haplarının dozu mutlaka diş hekiminiz tarafından ayarlanmalıdır. 12 yaşına kadar flor hapı kullanılması daimi dişleri de etkilemektedir ancak bu yaştan sonra flor hapı kullanımı yeterli faydayı sağlamamaktadır. Flor uygulama yöntemleri için diş hekiminiz size yol gösterecektir.

1,5- 2 yaş civarında küçük bir diş fırçası yardımıyla dişler fırçalanmalıdır. Bu işlem 3 yaşına kadar macun kullanılmadan yapılmalıdır. Ebeveyn çocuğun dilerinin temizlendiğinden emin olduktan sonra fırçayı çocuğa vermelidir. 3 yaşından sonra da kullanılan macun miktarı pirinç tanesi kadar olsa yeterli olur.

Çikolata, şeker, sakız gibi ürünleri öğün aralarında tüketilmemesine dikkat edilmelidir. Bu tip ürünleri alırken de üzerinde gülen diş, diş dostu amblemli olanları tercih etmelidir.

Çocukları asla doktor / diş doktoru ile korkutmayınız. Her yaştaki çocuğa anlayabileceği dilde diş doktorunda yapılacakları anlatınız. Çocuğunuzu asla kandırmayınız , size veya diş hekimine olan güvenin tam oluşması tedavi sürecini kolaylaştırır.

Unutmayın çocuğunuzun ileride sahip olacağı beyaz gülüşlerde en büyük pay size ait olacaktır.

Popularity: 13% [?]

Tagged with: , , , , , , ,

Deri Hastalıkları

 

Deri Hastalıkları tedavi amaçlı ve estetik olarak üç gruba ayrılır.

Tanı Amaçlı Dermatoloj:

1-Lekelerin tipini, mantar - bakteri ayrımını yapmak için wood lambası (mor ışık) kullanılmaktadır.

2-Benlerin takibini yapmak ve alınmasının gerekli olup olmadığını belirlemek için ben takip cihazı kullanılmaktadır.

Tedavi Amaçlı Dermatoloji:

Deri hastalıklarının tedavisinde kremler, pansumanlar ve sistemik tedavi (hap, iğne)’nin yanı sıra Ultraviyole ve Elektro Cerrahi kullanılmaktadır. 

Ultraviyole Tedavisi (PUVA) Sedef ve Vitiligo hastalıklarında tüm vücuda, ayrıca el ve ayaklara uygulanmaktadır.

Elektro Cerrahi Siğiller, keratozlar (derideki sert ve koyu lekeler), et benlerine uygulanmaktadır. 

Estetik Dermatoloji:

Tüm vücutta bulunan kılcal damar genişlemeleri, kırmızı lekeler, istenmeyen benler, çiller, kıllar (epilasyon) ve dövmelerin temizlenmesi farklı lazer teknikleriyle gerçekleştirilmektedir.

Popularity: 24% [?]

Tagged with: , , , , , , , , , , , ,
 Page 3 of 4 « 1  2  3  4 »